İstanbul'un Fethi
Aştık geçilmez dağlar üstünden
Öyle vakur, öyle heybetli
Vardık ot bitmeyen vadilere
Ayağımız değdi yeşerdi!
Gönlümüzde büyüklüğü Asya’nın
Yıktı köhneliğini orta zamanın
Zamanın karanlığı ortasında
Şimşek örneği parlayan kılıcımız
Nur yağdırdı aydınlık yeni günlere
Eskilik, karanlık düşüverince yere,
Dağlar, denizler misali,
Yol verdi gemilere!
Sustu kulakları tırmalayan çan;
Burca bayrak dikince Ulubatlı Hasan!
İbrahim MİNNETOĞLU
29-05-2012, Saat:09:48
(Son Düzenleme: 29-05-2012, Saat:09:49, Düzenleyen: SoulReon.)
ALTIN ANAHTAR, SIRRI, ÖNEMİ
Fatih, Hocası [ ARGO ]şemseddin ve Molla GÜRANİ, İstanbul kapısından içeri girerken, Bizans’ın ileri gelen Patrikleri “Şehrin Altın Anahtarını” vermek için heyecanla beklemekteler ve aralarında konuşurken; “Fatih şu 22 yaşındaki delikanlı mı, yoksa şu aksakallı ihtiyar mı? ” diyerek birbirine sorarlar; “Olsa olsa şu aksakallı ihtiyardır, çünkü delikanlıların karı değildir.” derler ve anahtarı [ ARGO ]şemseddin’e sunarlar.
[ ARGO ]şemseddin, gözünün ucu ile Fatih’i göstererek; “Fatih ben değilim, Fatih O’dur” der ve Patrikler Altın Anahtarı Fatih Sultan Muhammed Han’a sunarlar. Fatih Sultan Mehmet o anda yeryüzünün en ağır kumandanı; “Asıl Fatih ben değil, Manevi Fatih Hocam [ ARGO ]şemseddin’dir, Anahtarları ona verin…” dedi. Ve Anahtarlar [ ARGO ]şemseddin’e teslim edildi.
Bizans Kadınları yol boyunca Fatih ve Askerine Çiçek attılar, Şarkılar, Şiirler, İlahiler okudular…
Mehmet Demir Atmalı
Teşekkürler bu güzel paylaşım için. Ellerine, emeğine sağlık.