<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[WarRockTUBE - Ücretsiz WarRock Türkçe Destek Platformu ! - Ünlü Kişilerin Biyografileri]]></title>
		<link>https://www.warrocktube.com/</link>
		<description><![CDATA[WarRockTUBE - Ücretsiz WarRock Türkçe Destek Platformu ! - https://www.warrocktube.com]]></description>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 05:09:53 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Akka Muharebesi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-akka-muharebesi.html</link>
			<pubDate>Mon, 12 Dec 2016 16:24:24 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-akka-muharebesi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #2a2a2a;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Napolyon Akka Önlerinde…</span></span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Napolyon Bonapart, yolu üzerindeki Cezzar Ahmet Paşa’nın adını duymuştu. Fakat Napolyon, Cezzar Ahmet Paşa’yı değil tehlikeli bir rakip, kendisine yirmi dört saat karşı koyabilecek bir komutan bile saymıyordu. Fakat Mısır’da kolayca kazandığı zaferlerin üzerine aynı hızda yenilerini ekleyeceğini zanneden Napolyon’un düşleri, Akka surları önünde ihtiyar vezir Cezzar Ahmet Paşa’nın yıkılmaz azmine çarparak bir balon gibi sönüverecekti.</span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Napolyon Bonapart Suriye’yi işgale karar verince ordusunun bir kısmını Mısır’da bırakarak 21 bin kişilik bir kuvvetle kuzey istikametinde harekete geçerek yolu üzerindeki kıyı şehirlerini aldı. Napolyon Yafa’yı zapt edince şehir ahalisinden yaklaşık 4.000 kişiyi katletti ve şehri de yağma etti. Nihayet 18 Mart 1799 da Cezzar Ahmet Paşa’nın müdafaa ettiği Akka kenti önüne geldi.</span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Cezzar Ahmet Paşa, emrindeki kuvvetlerle kenti savunmaya başladığı zaman, deniz tarafında birkaç gemiden ibaret küçük bir İngiliz filosundan başka yardım kuvveti ve diğer yerlerle bağlantısı yoktu. Bu filonun İngiliz komutanı, İstanbul’da elçi olan kardeşine yazdığı mektupta; Akka’daki istihkamların hepsini gözden geçirdiğini, buranın pek işe yarar bir mahal olmadığını, sayısı çok olmakla beraber topların çok farklı çapta bulunduklarını, buna karşın Cezzar Ahmet Paşa ile emrindekilere güvendiğini vurgulamaktadır.</span></span><br />
<span style="color: #2a2a2a;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Cezzar Ahmet Paşa Göğüs Göğse Savaşıyor</span></span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Bonapart Akka’ya kadar zorlanmadan ilerlediğinden etrafta hatırı sayılır bir korku uyandırmıştı. Fakat Napolyon yine de ihtiyatı elden bırakmayarak, ününü sıkça duyduğu Cezzar Ahmet Paşa’ya iki kere elçi gönderdi. Fakat Cezzar Ahmet Paşa’nın elçileri idam ettirmesi üzerine Napolyon, daha önce uyguladığı şiddeti Akka önünde de göstermek istediğinden ilk hamlede kenti kuşattı ve yirmi dört saat durmaksızın süren top ateşine tuttu.</span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Bonapart, silah kuvveti kadar propagandaya da önem verdiğinden kendisini bilhassa Cebeli Düruz ve Lübnan halkına bir kurtarıcı şeklinde göstermek gayesiyle etrafa bildiriler dağıtıyordu. Bu sebepledir ki Cebeli Düruz hakimi Emir Beşir, Cezzar Ahmet Paşa’nın iki defa yardım talebine kulak asmamıştı.</span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Ne var ki<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font"> Akka Kuşatması</span></span></span> çok zor koşullar altında uzadıkça uzadı. Fakat yetmişini aşmış Cezzar Ahmet Paşa’nın gözünü yıldırmak bir türlü mümkün olmuyordu. Bazen açılan gediklerden şehre giren Fransız askerleriyle boğaz boğaza dövüşülüyordu. Cezzar Ahmet Paşa, hem askerlerini gayrete getiriyor, hem de sırası düştükçe bıyıkları yeni terlemiş genç bir asker gibi vuruşmaktan geri kalmıyordu. Akka’yı alması halinde tüm Suriye’nin avucunun içine düşeceğini hesaplayan Bonapart ise var gücüyle saldırılarını sürdürüyor, fakat karşısında heybetle yükselen Cezzar Ahmet Paşa ile onun emrindeki Türk askerleri, genç Fransız generalinin hesaplarını alt üst ediyordu.</span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Akka savunmasındaki çarpışmaların en şiddetlileri bilhassa Ali Burcu denen kısımda gerçekleşti. Buradan ustalıkla lağım açarak içeri giren Fransızlarla kılıç ve bıçaklarla boğaz boğaza dövüşüldü. Ali Burcu’nda bir aralık baş gösteren tehlikeli bir durum Cezzar Ahmet Paşa’nın lağımları tam zamanında bizzat ateşlemesiyle düzeldi.</span></span><br />
<span style="color: #2a2a2a;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Napolyon’un Doğu Düşlerini Sona Eriyor</span></span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Kuşatmanın elli ikinci günü Rodos Mutasarrıfı Hasan Kaptan emrindeki Nizam-ı Cedit askeriyle boğaz kaleleri muhafızlarından oluşan 3.000 kişilik bir kuvvet Akka’ya çıkarak kentin savunmasına katıldı.  Şimdiye kadar kolay zaferlere alışmış Napolyon ve askerleri gelen takviyeler üzerine iyice moral bozukluğuna kapıldılar. Sonunda Napolyon kaleyi ele geçirmek şöyle dursun, ihtiyar Cezzar Ahmet Paşa’nın azmini bile kıramayacağını kabul etmiş ve altmış dört günden beri devam eden kuşatmaya 21 Mayıs 1799 günü [ ARGO ]şamı son vererek güney istikametinde çekilmeye başlamıştır. Cezzar Ahmet Paşa ise ertesi gün derhal Fransızları takibe çıkmış, Napolyon Yafa ve Gazze’de dahi kendini güvende hissedemediğinden ta Ariş’e kadar geri çekilmiştir. Napolyon’un doğuyu sömürgeleştirme düşleri de, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">“Eğer Türkler beni Akka önünde durdurmasaydı, bütün doğuyu ele geçirmek işten bile olmayacaktı”</span></span></span> sözleriyle sona ermiştir.</span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Napolyon gibi bir komutana karşı kazandığı parlak zafer üzerine Cezzar Ahmet Paşa İstanbul’ca tebrik edilmiş, ayrıca kıymetli hediyeler gönderilmiştir </span></span><span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Cezzar Ahmet Paşa, 23 Nisan 1804’te hayata gözlerini kapamıstır.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #2a2a2a;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Napolyon Akka Önlerinde…</span></span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Napolyon Bonapart, yolu üzerindeki Cezzar Ahmet Paşa’nın adını duymuştu. Fakat Napolyon, Cezzar Ahmet Paşa’yı değil tehlikeli bir rakip, kendisine yirmi dört saat karşı koyabilecek bir komutan bile saymıyordu. Fakat Mısır’da kolayca kazandığı zaferlerin üzerine aynı hızda yenilerini ekleyeceğini zanneden Napolyon’un düşleri, Akka surları önünde ihtiyar vezir Cezzar Ahmet Paşa’nın yıkılmaz azmine çarparak bir balon gibi sönüverecekti.</span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Napolyon Bonapart Suriye’yi işgale karar verince ordusunun bir kısmını Mısır’da bırakarak 21 bin kişilik bir kuvvetle kuzey istikametinde harekete geçerek yolu üzerindeki kıyı şehirlerini aldı. Napolyon Yafa’yı zapt edince şehir ahalisinden yaklaşık 4.000 kişiyi katletti ve şehri de yağma etti. Nihayet 18 Mart 1799 da Cezzar Ahmet Paşa’nın müdafaa ettiği Akka kenti önüne geldi.</span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Cezzar Ahmet Paşa, emrindeki kuvvetlerle kenti savunmaya başladığı zaman, deniz tarafında birkaç gemiden ibaret küçük bir İngiliz filosundan başka yardım kuvveti ve diğer yerlerle bağlantısı yoktu. Bu filonun İngiliz komutanı, İstanbul’da elçi olan kardeşine yazdığı mektupta; Akka’daki istihkamların hepsini gözden geçirdiğini, buranın pek işe yarar bir mahal olmadığını, sayısı çok olmakla beraber topların çok farklı çapta bulunduklarını, buna karşın Cezzar Ahmet Paşa ile emrindekilere güvendiğini vurgulamaktadır.</span></span><br />
<span style="color: #2a2a2a;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Cezzar Ahmet Paşa Göğüs Göğse Savaşıyor</span></span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Bonapart Akka’ya kadar zorlanmadan ilerlediğinden etrafta hatırı sayılır bir korku uyandırmıştı. Fakat Napolyon yine de ihtiyatı elden bırakmayarak, ününü sıkça duyduğu Cezzar Ahmet Paşa’ya iki kere elçi gönderdi. Fakat Cezzar Ahmet Paşa’nın elçileri idam ettirmesi üzerine Napolyon, daha önce uyguladığı şiddeti Akka önünde de göstermek istediğinden ilk hamlede kenti kuşattı ve yirmi dört saat durmaksızın süren top ateşine tuttu.</span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Bonapart, silah kuvveti kadar propagandaya da önem verdiğinden kendisini bilhassa Cebeli Düruz ve Lübnan halkına bir kurtarıcı şeklinde göstermek gayesiyle etrafa bildiriler dağıtıyordu. Bu sebepledir ki Cebeli Düruz hakimi Emir Beşir, Cezzar Ahmet Paşa’nın iki defa yardım talebine kulak asmamıştı.</span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Ne var ki<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font"> Akka Kuşatması</span></span></span> çok zor koşullar altında uzadıkça uzadı. Fakat yetmişini aşmış Cezzar Ahmet Paşa’nın gözünü yıldırmak bir türlü mümkün olmuyordu. Bazen açılan gediklerden şehre giren Fransız askerleriyle boğaz boğaza dövüşülüyordu. Cezzar Ahmet Paşa, hem askerlerini gayrete getiriyor, hem de sırası düştükçe bıyıkları yeni terlemiş genç bir asker gibi vuruşmaktan geri kalmıyordu. Akka’yı alması halinde tüm Suriye’nin avucunun içine düşeceğini hesaplayan Bonapart ise var gücüyle saldırılarını sürdürüyor, fakat karşısında heybetle yükselen Cezzar Ahmet Paşa ile onun emrindeki Türk askerleri, genç Fransız generalinin hesaplarını alt üst ediyordu.</span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Akka savunmasındaki çarpışmaların en şiddetlileri bilhassa Ali Burcu denen kısımda gerçekleşti. Buradan ustalıkla lağım açarak içeri giren Fransızlarla kılıç ve bıçaklarla boğaz boğaza dövüşüldü. Ali Burcu’nda bir aralık baş gösteren tehlikeli bir durum Cezzar Ahmet Paşa’nın lağımları tam zamanında bizzat ateşlemesiyle düzeldi.</span></span><br />
<span style="color: #2a2a2a;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Napolyon’un Doğu Düşlerini Sona Eriyor</span></span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Kuşatmanın elli ikinci günü Rodos Mutasarrıfı Hasan Kaptan emrindeki Nizam-ı Cedit askeriyle boğaz kaleleri muhafızlarından oluşan 3.000 kişilik bir kuvvet Akka’ya çıkarak kentin savunmasına katıldı.  Şimdiye kadar kolay zaferlere alışmış Napolyon ve askerleri gelen takviyeler üzerine iyice moral bozukluğuna kapıldılar. Sonunda Napolyon kaleyi ele geçirmek şöyle dursun, ihtiyar Cezzar Ahmet Paşa’nın azmini bile kıramayacağını kabul etmiş ve altmış dört günden beri devam eden kuşatmaya 21 Mayıs 1799 günü [ ARGO ]şamı son vererek güney istikametinde çekilmeye başlamıştır. Cezzar Ahmet Paşa ise ertesi gün derhal Fransızları takibe çıkmış, Napolyon Yafa ve Gazze’de dahi kendini güvende hissedemediğinden ta Ariş’e kadar geri çekilmiştir. Napolyon’un doğuyu sömürgeleştirme düşleri de, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">“Eğer Türkler beni Akka önünde durdurmasaydı, bütün doğuyu ele geçirmek işten bile olmayacaktı”</span></span></span> sözleriyle sona ermiştir.</span></span><br />
<span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Napolyon gibi bir komutana karşı kazandığı parlak zafer üzerine Cezzar Ahmet Paşa İstanbul’ca tebrik edilmiş, ayrıca kıymetli hediyeler gönderilmiştir </span></span><span style="color: #555555;" class="mycode_color"><span style="font-family: 'Droid Sans', sans-serif;" class="mycode_font">Cezzar Ahmet Paşa, 23 Nisan 1804’te hayata gözlerini kapamıstır.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hoca Ahmet Yesevi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-hoca-ahmet-yesevi.html</link>
			<pubDate>Tue, 06 Aug 2013 15:47:51 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-hoca-ahmet-yesevi.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align">AHMET YESEVİ</div>
 <br />
Ahmet Yesevi...  Türklerin manevî hayatına asırlarca hükmeden, Türk halk sufilik geleneğinin kurucusu; Arslan Baba’dan teslim aldığı emaneti, insanlara “hikmet”leri aracılığı ile damla damla özümseten; kutsal emaneti Horasan Erenleriyle dünyanın dört bucağına ulaştıran; Türk diliyle yazdığı hikmetleriyle dilimizin gelişmesi ve zenginleşmesine büyük katkısı olan, “Pîr-i Türkistan”, Büyük Veli, öncü şair...<br />
 <br />
Ahmet Yesevi’nin hayatı hakkında bilinenler menkıbelere dayanmaktadır. Eldeki bilgilere göre, Çimkent şehrine bağlı Sayram kasabasında, bazı kaynaklara göre ise bugünkü adı Türkistan olan Yesi’de doğmuştur.  Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1093 yılında doğduğu, 73 yıl yaşadığı ve 1166 yılında vefat ettiği kabul edilmektedir.<br />
 <br />
Babası Sayram’ın meşhur mutasavvıflarından olan İbrahim Ata (İbrahim Şeyh), annesi ise Sayramlı Musa Şeyhin kızı Ayşe Hatun’dur. Yedi yaşındayken annesini, ardından babasını kaybetmiş ve ablası Gevher ﬁehnaz tarafından büyütülmüştür. <br />
 <br />
İlk eğitimini babasından alan Yesili Ahmet, manevî eğitimini Yesi’de devrin meşhur mutasavvıfı Arslan Baba’dan almıştır. Daha sonra Buhara’ya giderek Yusuf Hemedani’nin yanında manevi eğitimini tamamlamış ve onun ölümü üzerine 1160’da halife olmuştur.  Bir süre sonra da Yesi’ye dönerek, hayatının kalan kısmını insanları irşatla geçirmiştir. <br />
 <br />
Altmış üç yaşına geldiğinde tekkesinin avlusuna yaptırdığı çilehaneye girmiş ve ömrünü burada tamamlamıştır. Türbesi, Türkistan şehrindedir.<br />
 <br />
Yahya Kemal, Ahmet Yesevi’nin Türk tarihi bakımından önemini; “ﬁu Ahmet Yesevi kim, bir araştırın, göreceksiniz, bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız.” sözleriyle ifade eder.<br />
 <br />
Tasavvufi Türk halk şiirinin öncüsü olan Ahmet Yesevi, düşüncelerini yayabilmek için millî nazım şekli olan dörtlüklerle, hece vezninde, yalın bir Türkçeyle şiirler yazmıştır. “Hikmet” adı verilen ve Divan-ı Hikmet adıyla bir kitapta toplanan şiirler, ‹slamiyetin Türkler arasında yayılmasında büyük rol oynamıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align">AHMET YESEVİ</div>
 <br />
Ahmet Yesevi...  Türklerin manevî hayatına asırlarca hükmeden, Türk halk sufilik geleneğinin kurucusu; Arslan Baba’dan teslim aldığı emaneti, insanlara “hikmet”leri aracılığı ile damla damla özümseten; kutsal emaneti Horasan Erenleriyle dünyanın dört bucağına ulaştıran; Türk diliyle yazdığı hikmetleriyle dilimizin gelişmesi ve zenginleşmesine büyük katkısı olan, “Pîr-i Türkistan”, Büyük Veli, öncü şair...<br />
 <br />
Ahmet Yesevi’nin hayatı hakkında bilinenler menkıbelere dayanmaktadır. Eldeki bilgilere göre, Çimkent şehrine bağlı Sayram kasabasında, bazı kaynaklara göre ise bugünkü adı Türkistan olan Yesi’de doğmuştur.  Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1093 yılında doğduğu, 73 yıl yaşadığı ve 1166 yılında vefat ettiği kabul edilmektedir.<br />
 <br />
Babası Sayram’ın meşhur mutasavvıflarından olan İbrahim Ata (İbrahim Şeyh), annesi ise Sayramlı Musa Şeyhin kızı Ayşe Hatun’dur. Yedi yaşındayken annesini, ardından babasını kaybetmiş ve ablası Gevher ﬁehnaz tarafından büyütülmüştür. <br />
 <br />
İlk eğitimini babasından alan Yesili Ahmet, manevî eğitimini Yesi’de devrin meşhur mutasavvıfı Arslan Baba’dan almıştır. Daha sonra Buhara’ya giderek Yusuf Hemedani’nin yanında manevi eğitimini tamamlamış ve onun ölümü üzerine 1160’da halife olmuştur.  Bir süre sonra da Yesi’ye dönerek, hayatının kalan kısmını insanları irşatla geçirmiştir. <br />
 <br />
Altmış üç yaşına geldiğinde tekkesinin avlusuna yaptırdığı çilehaneye girmiş ve ömrünü burada tamamlamıştır. Türbesi, Türkistan şehrindedir.<br />
 <br />
Yahya Kemal, Ahmet Yesevi’nin Türk tarihi bakımından önemini; “ﬁu Ahmet Yesevi kim, bir araştırın, göreceksiniz, bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız.” sözleriyle ifade eder.<br />
 <br />
Tasavvufi Türk halk şiirinin öncüsü olan Ahmet Yesevi, düşüncelerini yayabilmek için millî nazım şekli olan dörtlüklerle, hece vezninde, yalın bir Türkçeyle şiirler yazmıştır. “Hikmet” adı verilen ve Divan-ı Hikmet adıyla bir kitapta toplanan şiirler, ‹slamiyetin Türkler arasında yayılmasında büyük rol oynamıştır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Auguste Rodin Biyografisi (12/11/1840 - 17/11/1917)]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-auguste-rodin-biyografisi-12-11-1840-17-11-1917.html</link>
			<pubDate>Mon, 12 Nov 2012 17:32:57 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-auguste-rodin-biyografisi-12-11-1840-17-11-1917.html</guid>
			<description><![CDATA[François-Auguste Rodin, (d. 12 Kasım 1840, Paris - ö. 17 Kasım 1917, Meudun, Fransa) Fransız heykeltıraş.<br />
Paris'te 12 Kasım 1840 tarihinde doğan François-Auguste-René Rodin, La Petite École (Küçük Okul) isimli Özel Desen ve Matematik Okulu'na girdiğinde heykeli keşfetti ve desen becerisini geliştirmeye başladı.<br />
1864'te ilk atölyesini tuttu ve 20 yaşındaki Rose Beuret'yle tanıştı. 1871'de Belçika'da ilk kez yapıtlarını sergiledi. Gerçek boyutlu bir insan bedeni çalışması olan eseri tamamladıktan birkaç ay sonra Tunç Çağı adını verdiği bronz heykeline 1875'te başladı.<br />
1882'de ise Adem, Havva ve Düşünen Adam adlı figürlerini yaptı. Bir süre sonra sevgilisi, daha sonra da en büyük rakibi olacak Camille Claudel'le tanıştı. 1883'te Victor Hugo büstünü yaptı, iki yıl sonra Calais Belediyesi, Calais Burjuvaları anıtını ısmarladı. Ertesi sene Öpüşme'yi yaptı. 1888'de devlet, Uluslararası Sergi için Öpüşme'nin mermerini ısmarladı. 1889'da empresyonizmin öncülerinden Fransız ressam Claude Monet'yle birlikte sergi açtı. 1895'te Meudon'daki Villa des Brillants'ı satın alarak resim ve antik heykel koleksiyonunu oluşturmaya başladı.<br />
1900'de, Uluslararası Sergi vesilesiyle Paris'teki Alma Meydanı'nda yer alan pavyonda, 1902'de ise Prag'da büyük sergi açtı. 1904'te alçıdan yapılmış büyük boy Düşünen Adam heykeli ilk kez Londra'daki International Society'de, bronz versiyonu ise Salon de Paris'de sergilendi. Düşünen Adam 1906'da Panthéon'un önüne yerleştirildi.<br />
Fransa Ulusal Meclisi, arka arkaya yaptığı üç bağışla koleksiyonlarını devlete bırakan sanatçının anısına, Biron Konağı'nı Rodin Müzesi yapma kararı aldı. 29 Ocak 1917'de Rodin ve Rose Beuret evlendi. Rose, 14 Şubat'ta yaşama veda etti. Aynı yıl, 17 Kasım'da ölen Rodin, Meudon'daki Villa des Brillants'ın bahçesine, Rose'un yanına gömüldü. Mezarlarının başında bir Düşünen Adam heykeli yer alıyor.<br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kariyeri</span></span><br />
<br />
1882'de yazar ve ressam arkadaşlarından oluşan bir büst-heykel serisine başlayan heykeltıraş bir yıl sonra safiye ile tanıştı ve aralarında bir ilişki başladı. 1891'de kendisine "Balzac Anıtı" sipariş edildi. Fakat Victor Hugo projesi reddedildi. 1893'de Société Nationale des Beaux-Arts Heykel Bölümü’nün başkanı oldu. 1895'de "Calias’in Sakinleri" adlı çalışmasına başladı.Daha sonra Puvis de Chavanne cemiyetinin başkanı oldu.<br />
1898'de "Balzac" ve "Öpücük" adlı eserler Champ-de-Mars’deki Galérie des Machines’de sergilendi. Fakat Société des Gens de Lettres, Balzac çalışmasını reddetti. 1900'de "Place de l'Alma'da Pavilion Rodin"i açtı. Bu girişim çok başarılı oldu ve sergilenen 150 yapıt ona uluslararası bir ün getirdi. 1901'de Venedik Bienali'nde ve Üçüncü Berlin Secession’unda yer aldı.<br />
1903'de Légion d'honneur'un başına geçti. "Uluslararası Ressam, Heykeltıraş ve Baskı Sanatçıları Derneği"nin başkanı oldu. Berlin, Londra, Venedik ve New York’ta sergileri sunuldu. "Düşünen Adam" adlı eseri 1906'da Panteon'un önüne yerleştirildi.<br />
1908'de İngiltere Kralı VII. Edward, Rodin’i ziyaret etti. New York'taki Metropolitan Müzesi, Rodin’in birçok eserini koleksiyonuna dahil etti. 1914'te Charles Maurice’in yardımıyla "Fransa’nın Katedralleri" adlı kitabı yayınlandı ve çok takdir topladı. Rodin 1916'da eserlerini Fransız hükümetine bağışladı, böylece etrafında olan ve mirasıyla ilgilenen kadınların ilgisinden de kurtulmuş oldu.<br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Skandallar </span></span><br />
<br />
1880 yılında Fransız devleti yeni açılacak Paris Dekoratif Sanatlar Müzesi için Rodin'e bir kapı ısmarladığında Rodin 40 yaşında idi. Müze açıldığında kapının yetişmemesinden dolayı bir skandal meydana geldi. Dante'nin İlahi Komedi'sinden esinlendiği Cehennem Kapısı üzerinde 10 yıl boyunca çalışmıştı. Kapının üzerindeki 200 figürü tek tek, birbirinden bağımsız da ele almıştı. Bu eserde "Düşünen Adam" kapının en tepede yapılmıştı. Adem ve Havva ise kapının iki yanında idi. Kapı, Rodin'in ölümünden sonra bronza döküldü.<br />
En büyük skandal Balzac heykeli ve Victor Hugo anıtıdır. Rodin'in, Victor Hugo'yu anadan doğma, çıplak, bir kayaya oturtarak şekillendirmesi Fransızlar'ı şoka uğratmıştır.<br />
Balzac heykelinin öyküsü daha da çetrefillidir. Edebiyatçılar Birliği’nin ısmarladığı heykele, Rodin sonunda bir palto giydirmiştir, ancak koca göbeğiyle ve tepeden bakışlarıyla bu heykel, Fransız sanat çevrelerini ikiye ayırmıştı. Rodin’i savunanların başında Emile Zola gelmektedir. Ancak çok geçmeden bu ayrışma, heykeli beğenenler ve beğenmeyenler olmaktan çıkıp Dreyfusçüler ve Dreyfüs karşıtlarına dönüşünce, yani olay sanatsal arenadan politik arenaya geçince, Rodin heykelini sergilemekten vazgeçti.<br />
Rodin yazışmalarında, "Balzac"ın, en beğendiği eseri olduğunu vurgular. Herkesin bayıldığı “Öpüş” eserini ise “eğlenceli ama sıradan” diye niteler. Bütün bu skandal ya da çatışmalarda, Rodin her seferinde yalnızlığa ve çalışmaya gömülür. "Nasılsa zaman beni haklı çıkaracak" der.<br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaratıcı deha</span></span><br />
<br />
Rodin düşünce adamıdır ve eline matkap çekiç alıp hiç taş ya da mermer yontmamıştır. O tasarlamış ve araştırmıştır. (Örneğin, Balzac heykeli için 6 yıl araştırma yapmıştır). Antika eser ve belge toplamış, sürekli çizim yapmış, sonra ulaştığı sentezi, üç boyutlu kilden, alçıdan yaratmıştır. Taşı yontmak, mermeri işlemek, bronzu dökmek atölyede çalışanların işidir. Her eserini farklı boyutlarda, farklı ölçeklerde gerçekleştirdiği gibi, bunlar üzerine çeşitlemeler uygulamıştır. "Parçaları ayrıştırmaya, yeniden birleştirmeye çalışıyorum, prova yapan bir terzi gibi..." der.<br />
Rodin'in yaptıkları şöyle sıralanabilir:<br />
Heykel sanatını Akademizm'den kurtarmıştır.<br />
Heykeli süslemelerden arındırmıştır.<br />
Anıtsallığın yerine insancıllığı yeğlemiştir.<br />
Heykele dramatik gerilimi katması, insan trajedisini, duyguların ve tutkuların yoğunluğunu katması farklılığıdır.<br />
Heykelleri anlatımcıydı. Heykel sanatına özgün sorunlarla, tekniklerle, çizimlerle, biçimlendirmelerle boğuşurken, yarattığı kişiliklerden ve öykülerden asla vaz geçmemiştir.<br />
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAYNAK</span></span><br />
<div class="codeblock phpcodeblock"><div class="title">PHP Kod:</div><div class="body"><div dir="ltr"><code><span style="color: #0000BB">http</span><span style="color: #007700">:</span><span style="color: #FF8000">//tr.wikipedia.org/wiki/Auguste_Rodin&nbsp;<br /></span></code></div></div></div></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[François-Auguste Rodin, (d. 12 Kasım 1840, Paris - ö. 17 Kasım 1917, Meudun, Fransa) Fransız heykeltıraş.<br />
Paris'te 12 Kasım 1840 tarihinde doğan François-Auguste-René Rodin, La Petite École (Küçük Okul) isimli Özel Desen ve Matematik Okulu'na girdiğinde heykeli keşfetti ve desen becerisini geliştirmeye başladı.<br />
1864'te ilk atölyesini tuttu ve 20 yaşındaki Rose Beuret'yle tanıştı. 1871'de Belçika'da ilk kez yapıtlarını sergiledi. Gerçek boyutlu bir insan bedeni çalışması olan eseri tamamladıktan birkaç ay sonra Tunç Çağı adını verdiği bronz heykeline 1875'te başladı.<br />
1882'de ise Adem, Havva ve Düşünen Adam adlı figürlerini yaptı. Bir süre sonra sevgilisi, daha sonra da en büyük rakibi olacak Camille Claudel'le tanıştı. 1883'te Victor Hugo büstünü yaptı, iki yıl sonra Calais Belediyesi, Calais Burjuvaları anıtını ısmarladı. Ertesi sene Öpüşme'yi yaptı. 1888'de devlet, Uluslararası Sergi için Öpüşme'nin mermerini ısmarladı. 1889'da empresyonizmin öncülerinden Fransız ressam Claude Monet'yle birlikte sergi açtı. 1895'te Meudon'daki Villa des Brillants'ı satın alarak resim ve antik heykel koleksiyonunu oluşturmaya başladı.<br />
1900'de, Uluslararası Sergi vesilesiyle Paris'teki Alma Meydanı'nda yer alan pavyonda, 1902'de ise Prag'da büyük sergi açtı. 1904'te alçıdan yapılmış büyük boy Düşünen Adam heykeli ilk kez Londra'daki International Society'de, bronz versiyonu ise Salon de Paris'de sergilendi. Düşünen Adam 1906'da Panthéon'un önüne yerleştirildi.<br />
Fransa Ulusal Meclisi, arka arkaya yaptığı üç bağışla koleksiyonlarını devlete bırakan sanatçının anısına, Biron Konağı'nı Rodin Müzesi yapma kararı aldı. 29 Ocak 1917'de Rodin ve Rose Beuret evlendi. Rose, 14 Şubat'ta yaşama veda etti. Aynı yıl, 17 Kasım'da ölen Rodin, Meudon'daki Villa des Brillants'ın bahçesine, Rose'un yanına gömüldü. Mezarlarının başında bir Düşünen Adam heykeli yer alıyor.<br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kariyeri</span></span><br />
<br />
1882'de yazar ve ressam arkadaşlarından oluşan bir büst-heykel serisine başlayan heykeltıraş bir yıl sonra safiye ile tanıştı ve aralarında bir ilişki başladı. 1891'de kendisine "Balzac Anıtı" sipariş edildi. Fakat Victor Hugo projesi reddedildi. 1893'de Société Nationale des Beaux-Arts Heykel Bölümü’nün başkanı oldu. 1895'de "Calias’in Sakinleri" adlı çalışmasına başladı.Daha sonra Puvis de Chavanne cemiyetinin başkanı oldu.<br />
1898'de "Balzac" ve "Öpücük" adlı eserler Champ-de-Mars’deki Galérie des Machines’de sergilendi. Fakat Société des Gens de Lettres, Balzac çalışmasını reddetti. 1900'de "Place de l'Alma'da Pavilion Rodin"i açtı. Bu girişim çok başarılı oldu ve sergilenen 150 yapıt ona uluslararası bir ün getirdi. 1901'de Venedik Bienali'nde ve Üçüncü Berlin Secession’unda yer aldı.<br />
1903'de Légion d'honneur'un başına geçti. "Uluslararası Ressam, Heykeltıraş ve Baskı Sanatçıları Derneği"nin başkanı oldu. Berlin, Londra, Venedik ve New York’ta sergileri sunuldu. "Düşünen Adam" adlı eseri 1906'da Panteon'un önüne yerleştirildi.<br />
1908'de İngiltere Kralı VII. Edward, Rodin’i ziyaret etti. New York'taki Metropolitan Müzesi, Rodin’in birçok eserini koleksiyonuna dahil etti. 1914'te Charles Maurice’in yardımıyla "Fransa’nın Katedralleri" adlı kitabı yayınlandı ve çok takdir topladı. Rodin 1916'da eserlerini Fransız hükümetine bağışladı, böylece etrafında olan ve mirasıyla ilgilenen kadınların ilgisinden de kurtulmuş oldu.<br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Skandallar </span></span><br />
<br />
1880 yılında Fransız devleti yeni açılacak Paris Dekoratif Sanatlar Müzesi için Rodin'e bir kapı ısmarladığında Rodin 40 yaşında idi. Müze açıldığında kapının yetişmemesinden dolayı bir skandal meydana geldi. Dante'nin İlahi Komedi'sinden esinlendiği Cehennem Kapısı üzerinde 10 yıl boyunca çalışmıştı. Kapının üzerindeki 200 figürü tek tek, birbirinden bağımsız da ele almıştı. Bu eserde "Düşünen Adam" kapının en tepede yapılmıştı. Adem ve Havva ise kapının iki yanında idi. Kapı, Rodin'in ölümünden sonra bronza döküldü.<br />
En büyük skandal Balzac heykeli ve Victor Hugo anıtıdır. Rodin'in, Victor Hugo'yu anadan doğma, çıplak, bir kayaya oturtarak şekillendirmesi Fransızlar'ı şoka uğratmıştır.<br />
Balzac heykelinin öyküsü daha da çetrefillidir. Edebiyatçılar Birliği’nin ısmarladığı heykele, Rodin sonunda bir palto giydirmiştir, ancak koca göbeğiyle ve tepeden bakışlarıyla bu heykel, Fransız sanat çevrelerini ikiye ayırmıştı. Rodin’i savunanların başında Emile Zola gelmektedir. Ancak çok geçmeden bu ayrışma, heykeli beğenenler ve beğenmeyenler olmaktan çıkıp Dreyfusçüler ve Dreyfüs karşıtlarına dönüşünce, yani olay sanatsal arenadan politik arenaya geçince, Rodin heykelini sergilemekten vazgeçti.<br />
Rodin yazışmalarında, "Balzac"ın, en beğendiği eseri olduğunu vurgular. Herkesin bayıldığı “Öpüş” eserini ise “eğlenceli ama sıradan” diye niteler. Bütün bu skandal ya da çatışmalarda, Rodin her seferinde yalnızlığa ve çalışmaya gömülür. "Nasılsa zaman beni haklı çıkaracak" der.<br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaratıcı deha</span></span><br />
<br />
Rodin düşünce adamıdır ve eline matkap çekiç alıp hiç taş ya da mermer yontmamıştır. O tasarlamış ve araştırmıştır. (Örneğin, Balzac heykeli için 6 yıl araştırma yapmıştır). Antika eser ve belge toplamış, sürekli çizim yapmış, sonra ulaştığı sentezi, üç boyutlu kilden, alçıdan yaratmıştır. Taşı yontmak, mermeri işlemek, bronzu dökmek atölyede çalışanların işidir. Her eserini farklı boyutlarda, farklı ölçeklerde gerçekleştirdiği gibi, bunlar üzerine çeşitlemeler uygulamıştır. "Parçaları ayrıştırmaya, yeniden birleştirmeye çalışıyorum, prova yapan bir terzi gibi..." der.<br />
Rodin'in yaptıkları şöyle sıralanabilir:<br />
Heykel sanatını Akademizm'den kurtarmıştır.<br />
Heykeli süslemelerden arındırmıştır.<br />
Anıtsallığın yerine insancıllığı yeğlemiştir.<br />
Heykele dramatik gerilimi katması, insan trajedisini, duyguların ve tutkuların yoğunluğunu katması farklılığıdır.<br />
Heykelleri anlatımcıydı. Heykel sanatına özgün sorunlarla, tekniklerle, çizimlerle, biçimlendirmelerle boğuşurken, yarattığı kişiliklerden ve öykülerden asla vaz geçmemiştir.<br />
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAYNAK</span></span><br />
<div class="codeblock phpcodeblock"><div class="title">PHP Kod:</div><div class="body"><div dir="ltr"><code><span style="color: #0000BB">http</span><span style="color: #007700">:</span><span style="color: #FF8000">//tr.wikipedia.org/wiki/Auguste_Rodin&nbsp;<br /></span></code></div></div></div></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[N. Fazıl Kısaküreğin Hayatı]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-n-fazil-kisakuregin-hayati.html</link>
			<pubDate>Wed, 17 Oct 2012 21:34:17 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-n-fazil-kisakuregin-hayati.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.dosthane.de/necipfazil.jpg" alt="[Resim: necipfazil.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
26 Mayis 1905’te Istanbul’da dogdu. 25 Mayis 1983’te Istanbul’da öldü. Bahriye Mektebi’nde, Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde ögrenim gördü. Devlet adina Paris’e gönderildi. Sarbonne Üniversitesi’ndeki ögrenimini yarida birakip yurda döndü. Çesitli bankalarda çalisti. Ankara Dil ve Tarih Cografya Fakültesi, Devlet Konservatuvari, Istanbul Güzel Sanatlar Akadamesi’nde dersler verdi. Yazarlik, yayincilik yapti. 1930’lardan sonra özgün siirden koptu. Mistisizmi Islami degerlere baglayan dinsel ve toplumsal bir kavga sanatina yöneldi. Garip akiminin ortaya çikisiyla da siirden tümüyle uzaklasti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.dosthane.de/necipfazil.jpg" alt="[Resim: necipfazil.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
26 Mayis 1905’te Istanbul’da dogdu. 25 Mayis 1983’te Istanbul’da öldü. Bahriye Mektebi’nde, Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde ögrenim gördü. Devlet adina Paris’e gönderildi. Sarbonne Üniversitesi’ndeki ögrenimini yarida birakip yurda döndü. Çesitli bankalarda çalisti. Ankara Dil ve Tarih Cografya Fakültesi, Devlet Konservatuvari, Istanbul Güzel Sanatlar Akadamesi’nde dersler verdi. Yazarlik, yayincilik yapti. 1930’lardan sonra özgün siirden koptu. Mistisizmi Islami degerlere baglayan dinsel ve toplumsal bir kavga sanatina yöneldi. Garip akiminin ortaya çikisiyla da siirden tümüyle uzaklasti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pablo Escobar'ın Biyografisi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-pablo-escobar-in-biyografisi.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Aug 2012 19:34:55 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-pablo-escobar-in-biyografisi.html</guid>
			<description><![CDATA[Pablo Emilio Escobar Gaviria (d. 1 Aralık 1949, Rionegro, Antioquia, Kolombiya – ö. 2 Aralık 1993, Medellin), Kolombiyalı uyuşturucu kaç[ ARGO ]çısı. Uyuşturucudan elde ettiği kazançla 1989'da Forbes dergisinde dünyanın en zengin yedinci adamı ilan edildi.<br />
Escobar Medellin caddelerinde genç bir araba hırsızı olarak suçlarına başladı. Mezarlıklardan mezar taşları çaldığı ve Antioquia'nın diğer köylerinde sattığı iddia edilse de bu kanıtlanamamıştır. Bu tür işlerden sonra kokain gibi uyuşturucu işlerine başladı, 1970'lerde muazzam bir uyuşturucu imparatorluğu kurdu.<br />
1975 Medellin bölgesinin en büyük uyuşturucu baronu Fabio Restrepo'yu bizzat kendi emirleyile öldürerek Medellin'deki tüm kirli trafiği kendisini getirdi. Amerika'nın uyuşturucu trafiğinin %80'ı onun payıydı.<br />
1980'lerde dev bir uyuşturucu kartelinin sahibiydi. Kolombiya yoluyla ABD, Porto Riko, Meksika gibi ülkelerin uyuşturucu organizasyonunu bu kartel sayesinde yaptı. Hatta Asya'ya kadar uzandığı söyleniyor.<br />
1983'de Kolombiya Meclisinde üye olarak seçildi.Bu gücüne güç kattı.Artık tüm suçlarını rahatça işliyordu. Elinde bundan böylece Politik gücünüde aldı.<br />
Pablo Escobar'ın adamları yaklaşık 200 yargıcın ve 1000'i aşkın polisin ölümünden sorumluydu.27 Kasım 1989'da Avianca flight 203'da bulunan bir muhbirin Escobar alehinde sahib olduğu kanıtlar yüzünden Pablo Escobar'ın adamları uçağa bomba yerleşritip havada patlattılar.110 kişinin ölümüyle sonuçlandı.<br />
1993 de girdiği silahlı çatışmada öldürüldü. Bunun gibi suçlardan dolayı dünyada en çok aranan suçlular arasında yer aldı.Pablo Escobar'ın kendi askeri ordusu bile vardı.<br />
Böyle bir uyuşturucu karteli kurup, hayatı boyunca bir kez bile sigara dahi içmemiş olması da ilgi çekici bir anekdottur.<br />
1980'ler onun en güçlü dönemiydi. Forbes Dergisi tarafından 1989'da dünyanın en zengin insanlardan biri olarak seçilmiştir.<br />
Kolombiyalı magazin dergisine oğlunun yaptığı açıklamaya göre saklandığı dağ evinde üşüyen kızını ısıtmak için 2 milyon dolar nakiti yakmıştır.<br />
Pablo Escobar'ın genç yaşlardaki en büyük hayali Kolombiya Başkanı olmaktı.<br />
Ayrıca Pablo Escobar, üniversite okuyamadığı için yaşadığı pişmanlığı öfkeye dönüştürdüğünü " Okuyamadım ama onları zehirleyebilecek güce sahibim. Bu her şeyi açıkılıyor. " sözleri ile kanıtlamıştır.<br />
Her polis kellesi için 3000 &#36; ödül koymuştur. O zamanlar 400'den fazla polis siviller tarafından sokaklarda öldürüldü.<br />
Pablo Escobar, saklandığı şehirde yerlilerine yerini söylememeleri karşılığında her kişiye çuvallarca para vermiştir.<br />
Pablo Escobar, hayatı boyunca hiçbir sivil bayanı öldürtmemiştir. Bunun nedeni olarak annesini erken yaşta kaybetmesi ve ona duyduğu özlem neden olarak gösterilebilir.<br />
<br />
<a href="http://imageshack.us/photo/my-images/99/473pxpabloescobar.jpg/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://img99.imageshack.us/img99/8116/473pxpabloescobar.jpg" alt="[Resim: 473pxpabloescobar.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
<a href="http://imageshack.us/photo/my-images/163/pabloescobar177218.jpg/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://img163.imageshack.us/img163/1807/pabloescobar177218.jpg" alt="[Resim: pabloescobar177218.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
<a href="http://imageshack.us/photo/my-images/26/pabloescobary.jpg/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://img26.imageshack.us/img26/8338/pabloescobary.jpg" alt="[Resim: pabloescobary.jpg]" class="mycode_img" /></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Pablo Emilio Escobar Gaviria (d. 1 Aralık 1949, Rionegro, Antioquia, Kolombiya – ö. 2 Aralık 1993, Medellin), Kolombiyalı uyuşturucu kaç[ ARGO ]çısı. Uyuşturucudan elde ettiği kazançla 1989'da Forbes dergisinde dünyanın en zengin yedinci adamı ilan edildi.<br />
Escobar Medellin caddelerinde genç bir araba hırsızı olarak suçlarına başladı. Mezarlıklardan mezar taşları çaldığı ve Antioquia'nın diğer köylerinde sattığı iddia edilse de bu kanıtlanamamıştır. Bu tür işlerden sonra kokain gibi uyuşturucu işlerine başladı, 1970'lerde muazzam bir uyuşturucu imparatorluğu kurdu.<br />
1975 Medellin bölgesinin en büyük uyuşturucu baronu Fabio Restrepo'yu bizzat kendi emirleyile öldürerek Medellin'deki tüm kirli trafiği kendisini getirdi. Amerika'nın uyuşturucu trafiğinin %80'ı onun payıydı.<br />
1980'lerde dev bir uyuşturucu kartelinin sahibiydi. Kolombiya yoluyla ABD, Porto Riko, Meksika gibi ülkelerin uyuşturucu organizasyonunu bu kartel sayesinde yaptı. Hatta Asya'ya kadar uzandığı söyleniyor.<br />
1983'de Kolombiya Meclisinde üye olarak seçildi.Bu gücüne güç kattı.Artık tüm suçlarını rahatça işliyordu. Elinde bundan böylece Politik gücünüde aldı.<br />
Pablo Escobar'ın adamları yaklaşık 200 yargıcın ve 1000'i aşkın polisin ölümünden sorumluydu.27 Kasım 1989'da Avianca flight 203'da bulunan bir muhbirin Escobar alehinde sahib olduğu kanıtlar yüzünden Pablo Escobar'ın adamları uçağa bomba yerleşritip havada patlattılar.110 kişinin ölümüyle sonuçlandı.<br />
1993 de girdiği silahlı çatışmada öldürüldü. Bunun gibi suçlardan dolayı dünyada en çok aranan suçlular arasında yer aldı.Pablo Escobar'ın kendi askeri ordusu bile vardı.<br />
Böyle bir uyuşturucu karteli kurup, hayatı boyunca bir kez bile sigara dahi içmemiş olması da ilgi çekici bir anekdottur.<br />
1980'ler onun en güçlü dönemiydi. Forbes Dergisi tarafından 1989'da dünyanın en zengin insanlardan biri olarak seçilmiştir.<br />
Kolombiyalı magazin dergisine oğlunun yaptığı açıklamaya göre saklandığı dağ evinde üşüyen kızını ısıtmak için 2 milyon dolar nakiti yakmıştır.<br />
Pablo Escobar'ın genç yaşlardaki en büyük hayali Kolombiya Başkanı olmaktı.<br />
Ayrıca Pablo Escobar, üniversite okuyamadığı için yaşadığı pişmanlığı öfkeye dönüştürdüğünü " Okuyamadım ama onları zehirleyebilecek güce sahibim. Bu her şeyi açıkılıyor. " sözleri ile kanıtlamıştır.<br />
Her polis kellesi için 3000 &#36; ödül koymuştur. O zamanlar 400'den fazla polis siviller tarafından sokaklarda öldürüldü.<br />
Pablo Escobar, saklandığı şehirde yerlilerine yerini söylememeleri karşılığında her kişiye çuvallarca para vermiştir.<br />
Pablo Escobar, hayatı boyunca hiçbir sivil bayanı öldürtmemiştir. Bunun nedeni olarak annesini erken yaşta kaybetmesi ve ona duyduğu özlem neden olarak gösterilebilir.<br />
<br />
<a href="http://imageshack.us/photo/my-images/99/473pxpabloescobar.jpg/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://img99.imageshack.us/img99/8116/473pxpabloescobar.jpg" alt="[Resim: 473pxpabloescobar.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
<a href="http://imageshack.us/photo/my-images/163/pabloescobar177218.jpg/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://img163.imageshack.us/img163/1807/pabloescobar177218.jpg" alt="[Resim: pabloescobar177218.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
<a href="http://imageshack.us/photo/my-images/26/pabloescobary.jpg/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://img26.imageshack.us/img26/8338/pabloescobary.jpg" alt="[Resim: pabloescobary.jpg]" class="mycode_img" /></a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Corey Taylor Biyografisi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-corey-taylor-biyografisi.html</link>
			<pubDate>Thu, 02 Aug 2012 08:43:31 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-corey-taylor-biyografisi.html</guid>
			<description><![CDATA[Ben bu adama hastayım <img src="https://www.warrocktube.com/images/smilies/ifaede/smile.gif" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_43" /><br />
<br />
8 yıldır dinliyorum  hiç sıkılmadım ve bu adamın sesini seviyorum <img src="https://www.warrocktube.com/images/smilies/ifaede/smile.gif" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_43" /> <br />
<br />
<img src="http://www.itusozluk.com/image/corey-taylor_59600.jpg" alt="[Resim: corey-taylor_59600.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="http://galeri.uludagsozluk.com/27/corey-taylor_58440.jpg" alt="[Resim: corey-taylor_58440.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Tam Adı: Corey Todd Taylor<br />
Doğum Tarihi ve Yeri: 8 Aralık 1973, Des Moines, Iowa, ABD<br />
Görevi: Vokalist<br />
Maskesi: Mumya Maskesi<br />
Yan Projeler: Stone Sour<br />
Boyu: 1.70 m<br />
Medeni Durumu: 11 Mart 2004'te Scarlett ile evlendi. 2 çocuğu var.<br />
<br />
- 18 yaşında okuldan atıldı<br />
- Slipknot ve Stone Sour'un vokalisti.<br />
- Stone Sour, Slipknot'a katılmadan önce asıl grubuydu.<br />
- Griffin Parker adında bir oğlu var, lakabı 'Itty Bitty Mouth'.<br />
- Slipknot'a grup üyelerinin karar vermesiyle katıldı.<br />
- Joey, Shawn ve Mick iş yerinde onu bir ültimatomla yüzleştirdi ve 'Gruba katıl, yoksa kıçına<br />
tekmeyi basarız' dediler.<br />
- İlk Grammy'sini 2006'da, Slipknot ile kazandı.<br />
- Altı defa Grammy adayı gösterildi.<br />
- Slipknot'ın rakip grubu Stone Sour'dan eski vokal ve kurucu Anders Colsefni'nin yanına alındı.<br />
- Eskiden pornocuda çalışırmış.<br />
- Gruba katılışını şöyle anlatıyor: 'Bir gün dükkana 3 tane adam girdi ve eğer Slipknot'a<br />
katılmazsam boğazımı keseceklerini ve evimi yakacaklarını söylediler.''<br />
- Corey Taylor'ın babası onu çok küçük yaştayken terk etmiş. İlginç olan ise 32. doğum gününde<br />
eşi Scarlett Taylor sayesinde babasının olduğunu öğrenmesi.<br />
- Bir süre önce atlattığı alkol alışkanlığı, zamanında başına çok dert açmış.<br />
Bir gün alkollüyken 4 katlı bir apatmanın en üst katından atlamış ve eşi Scarlett yine devreye girip onu kurtarmış..<br />
- Maskesinden çıkan saçları kendine ait. Kazıtıp yapıştırmış.<br />
- Yan grubu Stone Sour'un kliplerinde maskesiz görülebilir.<br />
- Şarkı yazarı.<br />
<br />
Kişisel Sözleri:<br />
- Müzikal endüstriyle ilgili neleri değiştirebileceği sorulduğunda: 'I'd make a wish, click my heels three times, and give it a soul.'.<br />
- 'If you feel like talking, you talk; if you don't, you don't.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ben bu adama hastayım <img src="https://www.warrocktube.com/images/smilies/ifaede/smile.gif" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_43" /><br />
<br />
8 yıldır dinliyorum  hiç sıkılmadım ve bu adamın sesini seviyorum <img src="https://www.warrocktube.com/images/smilies/ifaede/smile.gif" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_43" /> <br />
<br />
<img src="http://www.itusozluk.com/image/corey-taylor_59600.jpg" alt="[Resim: corey-taylor_59600.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="http://galeri.uludagsozluk.com/27/corey-taylor_58440.jpg" alt="[Resim: corey-taylor_58440.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Tam Adı: Corey Todd Taylor<br />
Doğum Tarihi ve Yeri: 8 Aralık 1973, Des Moines, Iowa, ABD<br />
Görevi: Vokalist<br />
Maskesi: Mumya Maskesi<br />
Yan Projeler: Stone Sour<br />
Boyu: 1.70 m<br />
Medeni Durumu: 11 Mart 2004'te Scarlett ile evlendi. 2 çocuğu var.<br />
<br />
- 18 yaşında okuldan atıldı<br />
- Slipknot ve Stone Sour'un vokalisti.<br />
- Stone Sour, Slipknot'a katılmadan önce asıl grubuydu.<br />
- Griffin Parker adında bir oğlu var, lakabı 'Itty Bitty Mouth'.<br />
- Slipknot'a grup üyelerinin karar vermesiyle katıldı.<br />
- Joey, Shawn ve Mick iş yerinde onu bir ültimatomla yüzleştirdi ve 'Gruba katıl, yoksa kıçına<br />
tekmeyi basarız' dediler.<br />
- İlk Grammy'sini 2006'da, Slipknot ile kazandı.<br />
- Altı defa Grammy adayı gösterildi.<br />
- Slipknot'ın rakip grubu Stone Sour'dan eski vokal ve kurucu Anders Colsefni'nin yanına alındı.<br />
- Eskiden pornocuda çalışırmış.<br />
- Gruba katılışını şöyle anlatıyor: 'Bir gün dükkana 3 tane adam girdi ve eğer Slipknot'a<br />
katılmazsam boğazımı keseceklerini ve evimi yakacaklarını söylediler.''<br />
- Corey Taylor'ın babası onu çok küçük yaştayken terk etmiş. İlginç olan ise 32. doğum gününde<br />
eşi Scarlett Taylor sayesinde babasının olduğunu öğrenmesi.<br />
- Bir süre önce atlattığı alkol alışkanlığı, zamanında başına çok dert açmış.<br />
Bir gün alkollüyken 4 katlı bir apatmanın en üst katından atlamış ve eşi Scarlett yine devreye girip onu kurtarmış..<br />
- Maskesinden çıkan saçları kendine ait. Kazıtıp yapıştırmış.<br />
- Yan grubu Stone Sour'un kliplerinde maskesiz görülebilir.<br />
- Şarkı yazarı.<br />
<br />
Kişisel Sözleri:<br />
- Müzikal endüstriyle ilgili neleri değiştirebileceği sorulduğunda: 'I'd make a wish, click my heels three times, and give it a soul.'.<br />
- 'If you feel like talking, you talk; if you don't, you don't.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Eddie Murphy Biyografi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-eddie-murphy-biyografi.html</link>
			<pubDate>Sun, 10 Jun 2012 22:24:44 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-eddie-murphy-biyografi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="http://i.imgur.com/EK5Ff.jpg" alt="[Resim: EK5Ff.jpg]" class="mycode_img" /><br />
[b]ilmlerinde birden çok kişiyi aynı anda canlandırması ile ünlü Amerikalı komedi oyuncusu. <br />
<br />
Eddie Murphy, 3 Nisan 1961'de Brooklyn, New York'da dünyaya geldi. Polis olan babası Charles Edward Murphy, Eddie henüz 3 yaşındayken annesinden ayrıldı. Telefon operatörlüğü yapan annesiyle yoksulluk içinde büyüdü. Babası sevgilisi tarafından vurularak öldürüldüğünde Eddie 8 yaşındaydı. Annesi tekrar evlendi ve Eddie ve kardeşi Charlie ile birlikte Roosvelt'e taşındılar. Eddie burada uzun süre ırkçılık mücadelesi vermek zorunda kaldı. Ancak sempatik tavrı ve yaptığı taklitler ile insanları güldürüyordu. Arkadaşlar arasında yaptığı mini şovlarla lisede popüler olmayı başarmıştı. Eddie Murphy, ilk çıkışını Saturday Night Live ile yaptı. Programda yer almaya başladığında 19 yaşında olan komedyen, 6 yıl boyunca programda tüm Amerika'yı güldürdü. Bir yan da da "Delirious" ve "Raw" isimli stand up gösterileri yapmaktaydı. 80li yıllarda müzik dünyasına girdi. Özellikle "Put Mouth On Me" ve "Party All Time" adlı parçaları hit oldu. 1993 yılında "Love's Alright" albümünde Michael Jackson ile yaptığı düetle dikkatleri çekti. Bu albümünün başarısından sonra müzik dünyasına dönmese bile filmlerinde şarkı söylemeye devam etti. <br />
<br />
Eddie Murphy'nin film kariyerine başlaması ve çıkış yapması başrolünü Nick Nolte ile paylaştığı "48 hrs" (48 Saat) filmiyle oldu. Hemen bir yıl sonra 1983'de Dan Aykroyd ile birlikte yer aldığı "Trading Places" geldi. Aynı dönem Saturday Nigth Live da devam etmekteydi. <br />
<br />
1984 yılında yönetmenliğini Martin Brest'in yaptığı "Beverly Hills Cop" (Beverly Hills Polisi) adlı filmle büyük başarı kazandı. Kısa bir süre sonra 1987'de filmin başarısından hareketle serinin devamı "Beverly Hills Cop II" ve 1994'de ise "Beverlly Hills III" de çekildi. 1990 yılında ise oyuncunun çıkış yapmasını sağlayan filmi "48 hrs"un devamı "Another 48 hrs" (48 Saat Daha) filminde yer aldı. <br />
<br />
Komedi filmlerinin başarılı oyuncusu haline gelen Eddie Murphy, 1995 yılında yeniliğe imza attı ve Wes Craven'la çalışarak "Vampire In Brooklyn" isimli filmde ilk kez siyah bir vampiri canlandırdı. Filmlerinde birçok karakteri aynı anda canlandırmayı başaran oyuncunun bunu en başarılı sergilediği filmlerinden ilki olan "The Nutty Professor" (Çılgın Profesör) de aynı anda 8 karekteri canlandırarak bir ilke imza attı. <br />
<br />
Ünlü oyuncunun başarısı 1998 yılında "Dr Dolittle", 2000 yılında "Nutty Professor II: The Klumps", 1999 yılında "Bowfinger" ve 2001 yılında "Dr Dolittle II" ile devam etti. <br />
Seslendirme alanında da başarılara imza atan Eddie Murphy, 2001 yılında sesiyle yer aldığı "Shrek" filmiyle birçok ödülün sahibi oldu. Filmde seslendirdiği "Donkey" (Eşek) karakteriyle beğeni toplayan oyuncu filmin devamı olan "Shrek II", "Shrek The Third" ve 2010 yılında vizyona girecek olan "Shrek Goes Forth" da "eşek"i seslendirdi. <br />
<br />
2006 yılında birçok ünlü şarkıcının da yer aldığı "Dreamgirls" adlı yapımdaki rolüyle "En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu" Oscarı'na aday gösterilen Eddie Murphy komedi tarzı dışındaki filmleriyle de başarısını devam ettirebileceğini göstermiş oldu. <br />
Son yıllarda seslendirmeye ağırlık vererek "The PJs" adlı animasyon dizisinde Thurgoode Orenthal Stubbs'ı yaklaşık 29 bölüm boyunca seslendirdi. <br />
<br />
Halle Berry, Whitney Houston gibi isimlerle adı anılan oyuncunun boşandığı karısı Nichole Mitchell Murphy'den 5 çocuğunun yanı sıra, Tamara Hood, Paulette McNeely ve Melanie Brown'dan da çocuklarıyla birlikte toplam 8 çocuğu bulunmaktadır. <br />
Bill Cosby, Richard Pryor ve James Brown gibi isimlerden ilham aldığını belirten sanatçı aynı zamanda büyük bir Elvis Presley ve Star Trek hayranı<br />
<br />
Kaynak: <a href="http://www.msxlabs.org/forum/sinema-ww/147542-eddie-murphy-eddie-murphy-kimdir-eddie-murphy-hakkinda.html#ixzz1xQbmaFb7" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.msxlabs.org/forum/sinema-ww/1...z1xQbmaFb7</a></span>[/b]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="http://i.imgur.com/EK5Ff.jpg" alt="[Resim: EK5Ff.jpg]" class="mycode_img" /><br />
[b]ilmlerinde birden çok kişiyi aynı anda canlandırması ile ünlü Amerikalı komedi oyuncusu. <br />
<br />
Eddie Murphy, 3 Nisan 1961'de Brooklyn, New York'da dünyaya geldi. Polis olan babası Charles Edward Murphy, Eddie henüz 3 yaşındayken annesinden ayrıldı. Telefon operatörlüğü yapan annesiyle yoksulluk içinde büyüdü. Babası sevgilisi tarafından vurularak öldürüldüğünde Eddie 8 yaşındaydı. Annesi tekrar evlendi ve Eddie ve kardeşi Charlie ile birlikte Roosvelt'e taşındılar. Eddie burada uzun süre ırkçılık mücadelesi vermek zorunda kaldı. Ancak sempatik tavrı ve yaptığı taklitler ile insanları güldürüyordu. Arkadaşlar arasında yaptığı mini şovlarla lisede popüler olmayı başarmıştı. Eddie Murphy, ilk çıkışını Saturday Night Live ile yaptı. Programda yer almaya başladığında 19 yaşında olan komedyen, 6 yıl boyunca programda tüm Amerika'yı güldürdü. Bir yan da da "Delirious" ve "Raw" isimli stand up gösterileri yapmaktaydı. 80li yıllarda müzik dünyasına girdi. Özellikle "Put Mouth On Me" ve "Party All Time" adlı parçaları hit oldu. 1993 yılında "Love's Alright" albümünde Michael Jackson ile yaptığı düetle dikkatleri çekti. Bu albümünün başarısından sonra müzik dünyasına dönmese bile filmlerinde şarkı söylemeye devam etti. <br />
<br />
Eddie Murphy'nin film kariyerine başlaması ve çıkış yapması başrolünü Nick Nolte ile paylaştığı "48 hrs" (48 Saat) filmiyle oldu. Hemen bir yıl sonra 1983'de Dan Aykroyd ile birlikte yer aldığı "Trading Places" geldi. Aynı dönem Saturday Nigth Live da devam etmekteydi. <br />
<br />
1984 yılında yönetmenliğini Martin Brest'in yaptığı "Beverly Hills Cop" (Beverly Hills Polisi) adlı filmle büyük başarı kazandı. Kısa bir süre sonra 1987'de filmin başarısından hareketle serinin devamı "Beverly Hills Cop II" ve 1994'de ise "Beverlly Hills III" de çekildi. 1990 yılında ise oyuncunun çıkış yapmasını sağlayan filmi "48 hrs"un devamı "Another 48 hrs" (48 Saat Daha) filminde yer aldı. <br />
<br />
Komedi filmlerinin başarılı oyuncusu haline gelen Eddie Murphy, 1995 yılında yeniliğe imza attı ve Wes Craven'la çalışarak "Vampire In Brooklyn" isimli filmde ilk kez siyah bir vampiri canlandırdı. Filmlerinde birçok karakteri aynı anda canlandırmayı başaran oyuncunun bunu en başarılı sergilediği filmlerinden ilki olan "The Nutty Professor" (Çılgın Profesör) de aynı anda 8 karekteri canlandırarak bir ilke imza attı. <br />
<br />
Ünlü oyuncunun başarısı 1998 yılında "Dr Dolittle", 2000 yılında "Nutty Professor II: The Klumps", 1999 yılında "Bowfinger" ve 2001 yılında "Dr Dolittle II" ile devam etti. <br />
Seslendirme alanında da başarılara imza atan Eddie Murphy, 2001 yılında sesiyle yer aldığı "Shrek" filmiyle birçok ödülün sahibi oldu. Filmde seslendirdiği "Donkey" (Eşek) karakteriyle beğeni toplayan oyuncu filmin devamı olan "Shrek II", "Shrek The Third" ve 2010 yılında vizyona girecek olan "Shrek Goes Forth" da "eşek"i seslendirdi. <br />
<br />
2006 yılında birçok ünlü şarkıcının da yer aldığı "Dreamgirls" adlı yapımdaki rolüyle "En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu" Oscarı'na aday gösterilen Eddie Murphy komedi tarzı dışındaki filmleriyle de başarısını devam ettirebileceğini göstermiş oldu. <br />
Son yıllarda seslendirmeye ağırlık vererek "The PJs" adlı animasyon dizisinde Thurgoode Orenthal Stubbs'ı yaklaşık 29 bölüm boyunca seslendirdi. <br />
<br />
Halle Berry, Whitney Houston gibi isimlerle adı anılan oyuncunun boşandığı karısı Nichole Mitchell Murphy'den 5 çocuğunun yanı sıra, Tamara Hood, Paulette McNeely ve Melanie Brown'dan da çocuklarıyla birlikte toplam 8 çocuğu bulunmaktadır. <br />
Bill Cosby, Richard Pryor ve James Brown gibi isimlerden ilham aldığını belirten sanatçı aynı zamanda büyük bir Elvis Presley ve Star Trek hayranı<br />
<br />
Kaynak: <a href="http://www.msxlabs.org/forum/sinema-ww/147542-eddie-murphy-eddie-murphy-kimdir-eddie-murphy-hakkinda.html#ixzz1xQbmaFb7" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.msxlabs.org/forum/sinema-ww/1...z1xQbmaFb7</a></span>[/b]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[William Shakespeare (1564 - 1616)]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-william-shakespeare-1564-1616.html</link>
			<pubDate>Mon, 28 May 2012 19:04:45 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-william-shakespeare-1564-1616.html</guid>
			<description><![CDATA[En büyük oyun yazarlarından biri olarak değerlendirilen İngiliz şair William Shakespeare, yarattığı karakterlerde insan doğasının en değişmez özelliklerini benzersiz bir şiir diliyle yansıtması dolayısıyla, yaşadığı yüzyıldan bu yana her çağda ve her ülkede en sık sahnelenen oyunlar yazarıdır. 1564 yılında Warwickshireda Stratford-upon-Avon'da doğan Shakespeare'in bunca ününe karşın, hayatına ilişkin kesin belge ve bilgiler çok azdır.<br />
<br />
Babası ticaretle uğraşan bir işadamıydı. Rönesans şairlerinden olan Shakespeare; büyük bir olasılıkla Stratford'daki ortaokulda öğrenim gördü. 18 yaşındayken, kendisinden yaklaşık sekiz yaş büyük olan Anne Hathaway ile evlendi ve bu evlilikten önce bir kızı, sonra biri oğlan öbürü kız ikizler dünyaya geldi. Bu sıralarda Stratford'u terk eden Shakespeare'in, bundan sonra 1592'ye kadar ki yaşamına ilişkin bilgi yoktur. Bu tarihte bir oyun yazarının yazdığı bir kitapçıkta Shakespeare’e değinilmesi, hatta onun başkalarının oyunlarını çalmakla suçlaması dolayısıyla, Shakespeare'in bu sırada bir tiyatro topluluğunda yazar ve oyuncu olarak çalıştığı bilinmektedir. Yılda ortalama iki oyun yazan Shakespeare, kendi oyunlarında da küçük roller alıyordu. 1594’e gelindiğinde, Chamberlain Topluluğu'nun önde gelen bir oyuncusuydu. Aynı yıl oyunları yayımlanmaya başladı. Döneminin bütün özelliklerini taşıdığı oyunlarının başarısı üzerine kazancı gittikçe artan Shakespeare'in, Kraliçe I. Elizabeth döneminin sonlarında varlıklı bir yaşam sürdüğü, kendi oyuncu topluluğu için 1599'da Londra'da yaptırılan Globe Tiyatrosu’nun hisselerinin bir bölümünü satın aldığı bilinmektedir.<br />
<br />
Londra'da birkaç yıl daha kalan Shakespeare, daha sonra Stratford'a dönerek burada yaşamaya başladı ve büyük bir olasılıkla son oyunlarını da burada yazdı. Shakespeare'in, bir bölümü soylu bir genci öven, bir bölümü de bir kadına duyduğu sevgiyi dile getiren Soneler'i son derece duyarlı ve zengin bir dille kaleme alınmış şiirlerdir.<br />
Shakespeare her biri birbirinden değişik komedi ve trajediler kaleme aldı. “Bir Yaz Gecesi Rüyası” adlı komedisinde, bazı kendi halinde kişilerin dükü eğlendirmek için bir oyun sahnelemeye kalktıktan sonra iki lafı bir araya getirememeleri Shakespeare'in benzersiz güldürü yeteneğini ortaya koyar. Trajedilerinde ise izleyicilerin tüylerini diken diken eden bir gerilim yaratabilmiştir. Birçok başka yazar ince esprili komediler, romantik oyunlar, ürkütücü cinayet ve öç alma trajedileri, büyük öyküleri yazmakta ustaydı. Ama hiçbiri bunların tümünde birden Shakespeare kadar başarılı olamadı.<br />
<br />
Bu olağanüstü çeşitliliğin yanı sıra, izleyicilerin ve okuyucuların Shakespeare'in oyunlarında en çok hayranlık duydukları şeylerden biri, onun yapıtlarındaki karakterlerin "kitap karakterleri" gibi gözükmemesiydi. Tersine, bu karakterler bir oyunda değil de yaşamda karşılaşıldığında görünür görmez tanınacak kadar gerçek kişilerdir. Aslında Shakespeare'in kahramanlarından bazıları, o kahramanın yer aldığı oyunu görmeyen kişilerce bile bilinir. İriyarı, hoşsohbet, cana yakın bir adam olan, eğlenceyi ve şarabı seven Sir John Falstaff bunlardan biridir. Yazarın Henry IV adlı oyununun birinci ve ikinci bölümlerinde geçen Prens Halin arkadaşlarıdır. Shakespeare Henry V'te Falstaff'ın nasıl öldüğünü anlatan bir sahneye yer vermiş, ama Kraliçe I. Elizabeth'in bu karakteri başka bir oyunda gene görmek istemesi üzerine de Windsor'un “Şen Kadınları” adlı komedisinde Falstaff yeniden ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
Shakespeare'in karakterleri arasında özellikle ünlü olanlardan biri de, tıpkı gerçek yaşamda olduğu gibi, hiçbir zaman tam olarak anlaşılamayan, her çağda yoruma açık bir kişiliği olan Danimarka Prensi Hamlet'tir. Acı çekmek ya da kendini öldürerek bu acıyı dindirmek arasında bocalayan Hamlet'in ikilemini, Shakespeare ünlü "Olmak ya da olmamak! İşte bütün sorun bu!" dizesiyle dile getirmiştir. Shakespeare'in “Hamlet”, “Macbeth” ve “Kral Lear” gibi trajedilerinde kahramanların asıl sorunu kendi kusurları ya da zayıflıklarıdır. Bunlar çoğunlukla acımasızlık, hırs, kıskançlık, bencillik gibi hoş olmayan özelliklerdir. Öte yandan Shakespeare gene de öyle canlı karakterler yaratır, onların iç dünyasını ve acılarını öylesine sevecenlikle sergiler ki, izleyiciler onlara yakınlık duyar, başlarına gelenlere üzülür. Shakespeare'in böyle canlı karakterler yaratması, oyunun öyküsü gerçek dışı bile olsa, kişilerin inandırıcı olduğu anlamına gelir. Karakterlerin şiir diliyle konuşmaları bile onların inandırıcılığını zedelemez.<br />
<br />
William Shakespeare, 23 Nisan 1616'da Startfort'ta, Ben Jonson ile birlikte katıldığı bir şölenin ardından hayat gözlerini kapamıştır. Eserlerinin bir çoğu Türkçe’ye çevrilerek, ülkemizde de sergilenmiş, bazıları da sinema filmi olarak çekilmiştir.<br />
<br />
Komediler<br />
<br />
”Bir Yaz Gecesi Rüyası” bir büyü ve yanlışlıklar komedisidir. Atina yakınlarındaki bir koruda yollarını şaşıran dört sevgili, Periler Kralı Oberon ile kavgacı hizmetkârı Puck'ın büyüsüne kapılırlar. Kentten bir grup işçi de, gözden uzak bir yerde oyunlarını prova etmek için koruya gelir. Onlar da perilere katılırlar ve ortaya bir sürü karışıklık ve komik durum çıkar. Sonunda her şey düzelirse de, en komik sahne işçilerin Dük Theseus'un düğün şöleninde oyunlarını oynadıkları sahnedir.<br />
<br />
”On İkinci Gece” de bir yanlışlıklar komedisidir. Kadın kahraman Viola'nın gemisi yabancı bir ülkenin açıklarında batar. Erkek kılığına giren ve "Cesario" adını alan Viola, ülkenin yöneticisi Dük Orsinonun hizmetine girer. Erkek kılığındayken Dük'e aşık olur. Orsino'nun aşık olduğu zengin Kontes Olivia da "Cesario"ya tutulunca durum karışır. Gene en komik sahneler, neşeli Sir Tobby Belch ve arkadaşlarının Olivia'nın kendini beğenmiş ve süslü uşağı Malvolio'yu kandırmak için oyun oynadıkları sahnedir.<br />
<br />
”Venedik Taciri” de bir komedi olmakla birlikte ciddi bölümler de içerir. Oyundaki kötü adam Yahudi tefeci Shylock'tur. Borç aldığı parayı ödeyemeyen tüccar Antonio'dan, kendi vücudundan kesilecek yarım kilogram et ister. Shylock'un açgözlülükle bıçağını bilediği gerilimli bir duruşmadan sonra Antonio kendisini savunan genç bir avukatın zekâsı sayesinde kurtulur.<br />
<br />
Trajediler<br />
<br />
Shakespeare'in tüm oyunları arasında en çok sahnelenen Romeo ile Juliet' tir. İtalya'nın Verona kentinde yaşayan birbirlerine düşman ailelerin çocukları olan Romeo ile Juliet'in, aileleri arasındaki nefret yüzünden son bulan aşkları anlatılır..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[En büyük oyun yazarlarından biri olarak değerlendirilen İngiliz şair William Shakespeare, yarattığı karakterlerde insan doğasının en değişmez özelliklerini benzersiz bir şiir diliyle yansıtması dolayısıyla, yaşadığı yüzyıldan bu yana her çağda ve her ülkede en sık sahnelenen oyunlar yazarıdır. 1564 yılında Warwickshireda Stratford-upon-Avon'da doğan Shakespeare'in bunca ününe karşın, hayatına ilişkin kesin belge ve bilgiler çok azdır.<br />
<br />
Babası ticaretle uğraşan bir işadamıydı. Rönesans şairlerinden olan Shakespeare; büyük bir olasılıkla Stratford'daki ortaokulda öğrenim gördü. 18 yaşındayken, kendisinden yaklaşık sekiz yaş büyük olan Anne Hathaway ile evlendi ve bu evlilikten önce bir kızı, sonra biri oğlan öbürü kız ikizler dünyaya geldi. Bu sıralarda Stratford'u terk eden Shakespeare'in, bundan sonra 1592'ye kadar ki yaşamına ilişkin bilgi yoktur. Bu tarihte bir oyun yazarının yazdığı bir kitapçıkta Shakespeare’e değinilmesi, hatta onun başkalarının oyunlarını çalmakla suçlaması dolayısıyla, Shakespeare'in bu sırada bir tiyatro topluluğunda yazar ve oyuncu olarak çalıştığı bilinmektedir. Yılda ortalama iki oyun yazan Shakespeare, kendi oyunlarında da küçük roller alıyordu. 1594’e gelindiğinde, Chamberlain Topluluğu'nun önde gelen bir oyuncusuydu. Aynı yıl oyunları yayımlanmaya başladı. Döneminin bütün özelliklerini taşıdığı oyunlarının başarısı üzerine kazancı gittikçe artan Shakespeare'in, Kraliçe I. Elizabeth döneminin sonlarında varlıklı bir yaşam sürdüğü, kendi oyuncu topluluğu için 1599'da Londra'da yaptırılan Globe Tiyatrosu’nun hisselerinin bir bölümünü satın aldığı bilinmektedir.<br />
<br />
Londra'da birkaç yıl daha kalan Shakespeare, daha sonra Stratford'a dönerek burada yaşamaya başladı ve büyük bir olasılıkla son oyunlarını da burada yazdı. Shakespeare'in, bir bölümü soylu bir genci öven, bir bölümü de bir kadına duyduğu sevgiyi dile getiren Soneler'i son derece duyarlı ve zengin bir dille kaleme alınmış şiirlerdir.<br />
Shakespeare her biri birbirinden değişik komedi ve trajediler kaleme aldı. “Bir Yaz Gecesi Rüyası” adlı komedisinde, bazı kendi halinde kişilerin dükü eğlendirmek için bir oyun sahnelemeye kalktıktan sonra iki lafı bir araya getirememeleri Shakespeare'in benzersiz güldürü yeteneğini ortaya koyar. Trajedilerinde ise izleyicilerin tüylerini diken diken eden bir gerilim yaratabilmiştir. Birçok başka yazar ince esprili komediler, romantik oyunlar, ürkütücü cinayet ve öç alma trajedileri, büyük öyküleri yazmakta ustaydı. Ama hiçbiri bunların tümünde birden Shakespeare kadar başarılı olamadı.<br />
<br />
Bu olağanüstü çeşitliliğin yanı sıra, izleyicilerin ve okuyucuların Shakespeare'in oyunlarında en çok hayranlık duydukları şeylerden biri, onun yapıtlarındaki karakterlerin "kitap karakterleri" gibi gözükmemesiydi. Tersine, bu karakterler bir oyunda değil de yaşamda karşılaşıldığında görünür görmez tanınacak kadar gerçek kişilerdir. Aslında Shakespeare'in kahramanlarından bazıları, o kahramanın yer aldığı oyunu görmeyen kişilerce bile bilinir. İriyarı, hoşsohbet, cana yakın bir adam olan, eğlenceyi ve şarabı seven Sir John Falstaff bunlardan biridir. Yazarın Henry IV adlı oyununun birinci ve ikinci bölümlerinde geçen Prens Halin arkadaşlarıdır. Shakespeare Henry V'te Falstaff'ın nasıl öldüğünü anlatan bir sahneye yer vermiş, ama Kraliçe I. Elizabeth'in bu karakteri başka bir oyunda gene görmek istemesi üzerine de Windsor'un “Şen Kadınları” adlı komedisinde Falstaff yeniden ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
Shakespeare'in karakterleri arasında özellikle ünlü olanlardan biri de, tıpkı gerçek yaşamda olduğu gibi, hiçbir zaman tam olarak anlaşılamayan, her çağda yoruma açık bir kişiliği olan Danimarka Prensi Hamlet'tir. Acı çekmek ya da kendini öldürerek bu acıyı dindirmek arasında bocalayan Hamlet'in ikilemini, Shakespeare ünlü "Olmak ya da olmamak! İşte bütün sorun bu!" dizesiyle dile getirmiştir. Shakespeare'in “Hamlet”, “Macbeth” ve “Kral Lear” gibi trajedilerinde kahramanların asıl sorunu kendi kusurları ya da zayıflıklarıdır. Bunlar çoğunlukla acımasızlık, hırs, kıskançlık, bencillik gibi hoş olmayan özelliklerdir. Öte yandan Shakespeare gene de öyle canlı karakterler yaratır, onların iç dünyasını ve acılarını öylesine sevecenlikle sergiler ki, izleyiciler onlara yakınlık duyar, başlarına gelenlere üzülür. Shakespeare'in böyle canlı karakterler yaratması, oyunun öyküsü gerçek dışı bile olsa, kişilerin inandırıcı olduğu anlamına gelir. Karakterlerin şiir diliyle konuşmaları bile onların inandırıcılığını zedelemez.<br />
<br />
William Shakespeare, 23 Nisan 1616'da Startfort'ta, Ben Jonson ile birlikte katıldığı bir şölenin ardından hayat gözlerini kapamıştır. Eserlerinin bir çoğu Türkçe’ye çevrilerek, ülkemizde de sergilenmiş, bazıları da sinema filmi olarak çekilmiştir.<br />
<br />
Komediler<br />
<br />
”Bir Yaz Gecesi Rüyası” bir büyü ve yanlışlıklar komedisidir. Atina yakınlarındaki bir koruda yollarını şaşıran dört sevgili, Periler Kralı Oberon ile kavgacı hizmetkârı Puck'ın büyüsüne kapılırlar. Kentten bir grup işçi de, gözden uzak bir yerde oyunlarını prova etmek için koruya gelir. Onlar da perilere katılırlar ve ortaya bir sürü karışıklık ve komik durum çıkar. Sonunda her şey düzelirse de, en komik sahne işçilerin Dük Theseus'un düğün şöleninde oyunlarını oynadıkları sahnedir.<br />
<br />
”On İkinci Gece” de bir yanlışlıklar komedisidir. Kadın kahraman Viola'nın gemisi yabancı bir ülkenin açıklarında batar. Erkek kılığına giren ve "Cesario" adını alan Viola, ülkenin yöneticisi Dük Orsinonun hizmetine girer. Erkek kılığındayken Dük'e aşık olur. Orsino'nun aşık olduğu zengin Kontes Olivia da "Cesario"ya tutulunca durum karışır. Gene en komik sahneler, neşeli Sir Tobby Belch ve arkadaşlarının Olivia'nın kendini beğenmiş ve süslü uşağı Malvolio'yu kandırmak için oyun oynadıkları sahnedir.<br />
<br />
”Venedik Taciri” de bir komedi olmakla birlikte ciddi bölümler de içerir. Oyundaki kötü adam Yahudi tefeci Shylock'tur. Borç aldığı parayı ödeyemeyen tüccar Antonio'dan, kendi vücudundan kesilecek yarım kilogram et ister. Shylock'un açgözlülükle bıçağını bilediği gerilimli bir duruşmadan sonra Antonio kendisini savunan genç bir avukatın zekâsı sayesinde kurtulur.<br />
<br />
Trajediler<br />
<br />
Shakespeare'in tüm oyunları arasında en çok sahnelenen Romeo ile Juliet' tir. İtalya'nın Verona kentinde yaşayan birbirlerine düşman ailelerin çocukları olan Romeo ile Juliet'in, aileleri arasındaki nefret yüzünden son bulan aşkları anlatılır..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bergen Biyografi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-bergen-biyografi.html</link>
			<pubDate>Sat, 26 May 2012 20:49:22 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-bergen-biyografi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><div style="text-align: center;" class="mycode_align">Bergen (1960 - 1989)</div></span></span><div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><a href="http://bit.ly/c25MCx" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://c1205.hizliresim.com/x/u/6ut4w.jpg" alt="[Resim: 6ut4w.jpg]" class="mycode_img" /></a></div>
Asıl adı Belgin Sarılmışer olan Bergen, 16 Temmuz 1960’da Mersin’de doğdu. Anne ve babasının boşanmasıyla annesi Sebahat Ç[ ARGO ]ır'la 1966'da Ankara'ya yerleşti. Yenimahalle Yunus Emre İlkokulu'ndan sonra Ankara Devlet Konservatuarı Piyano bölümünü girdi ama maddi sıkıntılar nedeniyle ayrılıp yaşını büyülterek bir süre PTT’de çalıştı. <br />
 <br />
1979’da arkadaşlarıyla eğlenmek için gittiği Feyman Gece Kulübü’nde sahneye çıktıktan sonra çalışması için aldığı teklifi kabul etti. Feyman Gece Kulübü'nde Grup Lokomotif orkestrası ile birlikte Türk Sanat Müziği, Türk Hafif Müziği ve dönemin modası olan arajmanlardan oluşan repertuarlarla sahne aldı. Ankara'dan sonra iş için Adana’ya giden Bergen, burada Halis Serbes’le tanıştı ve bir yıl sonra da evlendi. <br />
 <br />
1982 yılında Atlas Plak’tan ilk longplayı olan “Şikâyetim Var”ı çıkardı. Sanat yaşamındaki çıkışı devam ederken kocasının şiddet göstermesine dayanamayan Bergen, birçok kez eşinden kaçtı. Ekim 1982’de İzmir’de çalışırken kocasının azmettirmesiyle yüzüne kezzap atıldı. Bu saldırıda tek gözünü kaybeden ve vücudun büyük bir kısmı yanan Bergen, tedavi sonrası Kibariye'yi meşhur eden “Kimbilir?” şarkısının bestecisi Cengiz Özşeker tarafından ikna edilip sahneye çıkarıldı. 1985’e kadar Özşeker’in sahibi olduğu İzmir Pırlanta Pavyon’da sahne alan sanatçı, patronuyla birlikte “Kardeşiz Kader” isimli bir demo kaset hazırladı ve Yaşar Kekeva’ya gönderdi. Bergen'i beğenen Kekeva, sanatçıyı İstanbul’a davet etti. <br />
 <br />
İstanbul müzik piyasasındaki ilk profesyonel longplay’i olan “İnsan Severse”yi Burhan Bayar'ın müzik yönetmenliğinde çıkaran sanatçı 1986 yılının sonlarına doğru yaptığı “Acıların Kadını” ile şöhrete kavuştu. Albümün çok beğenilmesiyle plak şirketi tarafından Nisan 1987’de “1986 yılı Albümü En Çok Satan Arabesk Kadın Sanatçı” unvanıyla Altın Plak ve Altın Kaset‘le ödüllendirildi. Aynı yıl Ülkü Erakalın’ın senaryosu ve yönetmenliğiyle “Acıların Kadını” filminde Yalçın Gülhan, Asuman Arsan ve Meral Niron’la kamera karşısına geçti. <br />
 <br />
Büyük bir hayran kitlesi edinen Bergen, konser için gittiği Adana’da uğradığı bıçaklı saldırıdan son anda kurtuldu. Bir dönem sahneyi de bırakan sanatçı, büyük ustalar Selami Şahin, Özer Şenay ve Cengiz Tekin'in yönetmenliklerinde sırasıyla “Onu da Yak Tanrım”, “Sevgimin Bedeli” ve “İstemiyorum” albümlerini çıkardı. <br />
 <br />
Nisan 1989’da kocasından da resmen boşanan Bergen, Haziran 1989’da sahnelere dönüşünü, hayattayken ki son albümü olan “Yıllar Affetmez” ile yaptı. Yoğun bir ilgiyle karşılanan albümün tanıtım turnelerine başlayan sanatçı 14 Ağustos 1989'u 15 Ağustos'a bağlayan gece Adana Pozantı’da boşandığı eşi tarafından kurşunlanarak öldürüldü.<br />
 <br />
Memleketi Mersin’e defnedilen Bergen; 29 yıllık kısa yaşamına 5 longplay ve 11 kaset'te 129 şarkı ile bir de video filmi sığdırdı. <br />
 <br />
Farklı ve güçlü sesiyle arabesk’e imzasını atan sanatçının efsaneleştiği yolundaki iddialar, ölümünün ardından çıkarılan “Giden Gençliğim” albümünün ilk günden tükenmesiyle doğruluk kazandı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><div style="text-align: center;" class="mycode_align">Bergen (1960 - 1989)</div></span></span><div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><a href="http://bit.ly/c25MCx" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://c1205.hizliresim.com/x/u/6ut4w.jpg" alt="[Resim: 6ut4w.jpg]" class="mycode_img" /></a></div>
Asıl adı Belgin Sarılmışer olan Bergen, 16 Temmuz 1960’da Mersin’de doğdu. Anne ve babasının boşanmasıyla annesi Sebahat Ç[ ARGO ]ır'la 1966'da Ankara'ya yerleşti. Yenimahalle Yunus Emre İlkokulu'ndan sonra Ankara Devlet Konservatuarı Piyano bölümünü girdi ama maddi sıkıntılar nedeniyle ayrılıp yaşını büyülterek bir süre PTT’de çalıştı. <br />
 <br />
1979’da arkadaşlarıyla eğlenmek için gittiği Feyman Gece Kulübü’nde sahneye çıktıktan sonra çalışması için aldığı teklifi kabul etti. Feyman Gece Kulübü'nde Grup Lokomotif orkestrası ile birlikte Türk Sanat Müziği, Türk Hafif Müziği ve dönemin modası olan arajmanlardan oluşan repertuarlarla sahne aldı. Ankara'dan sonra iş için Adana’ya giden Bergen, burada Halis Serbes’le tanıştı ve bir yıl sonra da evlendi. <br />
 <br />
1982 yılında Atlas Plak’tan ilk longplayı olan “Şikâyetim Var”ı çıkardı. Sanat yaşamındaki çıkışı devam ederken kocasının şiddet göstermesine dayanamayan Bergen, birçok kez eşinden kaçtı. Ekim 1982’de İzmir’de çalışırken kocasının azmettirmesiyle yüzüne kezzap atıldı. Bu saldırıda tek gözünü kaybeden ve vücudun büyük bir kısmı yanan Bergen, tedavi sonrası Kibariye'yi meşhur eden “Kimbilir?” şarkısının bestecisi Cengiz Özşeker tarafından ikna edilip sahneye çıkarıldı. 1985’e kadar Özşeker’in sahibi olduğu İzmir Pırlanta Pavyon’da sahne alan sanatçı, patronuyla birlikte “Kardeşiz Kader” isimli bir demo kaset hazırladı ve Yaşar Kekeva’ya gönderdi. Bergen'i beğenen Kekeva, sanatçıyı İstanbul’a davet etti. <br />
 <br />
İstanbul müzik piyasasındaki ilk profesyonel longplay’i olan “İnsan Severse”yi Burhan Bayar'ın müzik yönetmenliğinde çıkaran sanatçı 1986 yılının sonlarına doğru yaptığı “Acıların Kadını” ile şöhrete kavuştu. Albümün çok beğenilmesiyle plak şirketi tarafından Nisan 1987’de “1986 yılı Albümü En Çok Satan Arabesk Kadın Sanatçı” unvanıyla Altın Plak ve Altın Kaset‘le ödüllendirildi. Aynı yıl Ülkü Erakalın’ın senaryosu ve yönetmenliğiyle “Acıların Kadını” filminde Yalçın Gülhan, Asuman Arsan ve Meral Niron’la kamera karşısına geçti. <br />
 <br />
Büyük bir hayran kitlesi edinen Bergen, konser için gittiği Adana’da uğradığı bıçaklı saldırıdan son anda kurtuldu. Bir dönem sahneyi de bırakan sanatçı, büyük ustalar Selami Şahin, Özer Şenay ve Cengiz Tekin'in yönetmenliklerinde sırasıyla “Onu da Yak Tanrım”, “Sevgimin Bedeli” ve “İstemiyorum” albümlerini çıkardı. <br />
 <br />
Nisan 1989’da kocasından da resmen boşanan Bergen, Haziran 1989’da sahnelere dönüşünü, hayattayken ki son albümü olan “Yıllar Affetmez” ile yaptı. Yoğun bir ilgiyle karşılanan albümün tanıtım turnelerine başlayan sanatçı 14 Ağustos 1989'u 15 Ağustos'a bağlayan gece Adana Pozantı’da boşandığı eşi tarafından kurşunlanarak öldürüldü.<br />
 <br />
Memleketi Mersin’e defnedilen Bergen; 29 yıllık kısa yaşamına 5 longplay ve 11 kaset'te 129 şarkı ile bir de video filmi sığdırdı. <br />
 <br />
Farklı ve güçlü sesiyle arabesk’e imzasını atan sanatçının efsaneleştiği yolundaki iddialar, ölümünün ardından çıkarılan “Giden Gençliğim” albümünün ilk günden tükenmesiyle doğruluk kazandı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sakıp Sabancı]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-sakip-sabanci.html</link>
			<pubDate>Sat, 26 May 2012 01:05:15 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-sakip-sabanci.html</guid>
			<description><![CDATA[Hacı Ömer Sabancı Holding'in Yönetim Kurulu Eski Başkanı<br />
Sakıp Sabancı, 7 Nisan 1933 tarihinde Kayseri'nin [ ARGO ]çakaya köyünde fakir bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.Çok genç yaşlarda, Bossa Un Fabrikası'nda veznedarlıkla iş hayatına başladı. Sırasıyla, çiftlik müdürü ve Bossa Tekstil İşletmesi Müdürü oldu. Babasının 1966 yılında vefatından sonra kurulan Sabancı Holding'in yönetim Kurulu Başkanlığı'na getirildi. Halen bu görevi yanında Holding'e bağlı çok sayıda kuruluşun Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı ve Murahhas Üyeliklerini yapmaktadır.1964 yılından itibaren, 25 yıl müddetle Adana ve Kocaeli Sanayi Odaları, Türkiye Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği üyeliği ve başkanlığı yaptı. Muhtelif vakıflarda çeşitli zamanlarda görevler üstlendi.1986 yılında Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği TÜSİAD'ın Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı üstlenen Sakıp Sabancı, 1987-1990 yılları arasında Yüksek İştişare Konseyi Başkanlığını yaptı. Son dönemlerde sosyal ve kültürel içerikli çalışmalara yoğun zaman ayıran Sabancı, Türkiye'nin 52 yerleşim merkezinde 111 kalıcı eğitim, sağlık,spor ve kültür tesisi meydana getiren Hacı Ömer Sabancı Vakfı'nın başkanıdır.Sakıp Sabancı evli ve üç çocuk babasıdır..<br />
<br />
1933 - 7 Nisan 1933 tarihinde Hacı Ömer Sabancı (1906-1966) ve Sadıka Sabancı (1910-1988)'nın ikinci çocuğu olarak Kayseri'nin [ ARGO ]çakaya köyünde doğdu. Kardeşleri İhsan (1931-1979), Hacı (1935-1998), Şevket, Erol ve Özdemir (1941-1996) Sabancı'dır. <br />
<br />
1948 - AKBANK'da 25 lira aylıkla "stajyer memur" olarak çalışmaya başladı. Bankada yazı makinesi, hesap makinesi kullanmayı, tahsil fişi, tediye fişi ve makbuz kesmeyi öğrendi. <br />
İlk kez İstanbul'a geldi, Sirkeci'deki Özipek Palas Oteli'nde kaldı. <br />
<br />
1950 - Üç yıl üstüste zatürre hastalığı geçirmesi nedeni ile liseyi bitiremeden okuldan ayrıldı ve aynı yıl kurulan BOSSA Un Fabrikası'nda veznedar oldu, maaşı 50 liraya çıktı. <br />
<br />
1955 - BOSSA Un Fabrikası'na ticaret müdürü oldu. Aynı yıl ikinci el Pontiac marka beyaz spor bir otomobil satın aldı. <br />
<br />
1957 - Teyzesinin kızı Türkan Civelek ile BOSSA fabrikasının bahçesinde yapılan bir düğün töreni ile evlendi. BOSSA tekstil fabrikasında Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaya başladı. <br />
<br />
1964 - Büyük kızı Dilek dünyaya geldi. Adana Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı oldu. <br />
<br />
1966 - Babası Hacı Ömer Sabancı İstanbul'da vefat etti. Aynı yıl Türkiye'deki ilk poliester elyaf ve iplik fabrikası SASA kuruldu. <br />
<br />
1967 - Kardeşleriyle birlikte HACI ÖMER SABANCI HOLDİNG A.Ş.'yi kurarak Yönetim Kurulu Başkanı oldu. <br />
Topluluk şirketlerinden ilk olarak [ ARGO ]çimento hisse senetleri halka arz edildi. <br />
<br />
1970 - İkinci çocuğu Metin dünyaya geldi.Zihinsel özürlü olarak dünyaya gelen Metin Sabancı'nın tedavisi için Amerika ve Avrupa'da pekçok hastane ve doktora başvuruldu. Tamamen iyileşme olanağı olmayan bu hastalıktan muzdarip pekçok gence yardım için 1976 yılında Erol Sabancı Spastik Çocuklar Tedavi ve Eğitim Merkezi ile 1996 yılında Metin Sabancı Spastik Çocuklar ve Gençler Eğitim Üretim ve Rehabilitasyon Merkezi kuruldu. <br />
<br />
1973 - Küçük kızı Sevil dünyaya geldi. <br />
1974 - O dönemler Sabancı Holding Genel Koordinatörü olarak görev yapan Türkiye Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ısrarı üzerine Sabancı Holding İstanbul'a taşındı. Anne Sadıka Sabancı'nın bütün malvarlığını bağışlaması ve Sabancı kardeşlerin katkılarıyla Hacı Ömer Sabancı Vakfı VAKSA kuruldu. Vakıf bugün, toplam 53 yerleşim merkezinde 112 kalıcı esere sahip, Türkiye'nin en büyük aile vakfıdır. <br />
İzmit Köseköy'de LASSA (BRİSA) kuruldu. <br />
<br />
1981 - Türk sermayesi ile yurtdışındaki ilk banka AKINTERNATIONAL BANK ( Sabancı Bank Plc.) Londra'da kuruldu. <br />
Amerika'da Houston'da ilk kez kalp kapakçığı ameliyatı oldu. <br />
<br />
1984 - İlk onursal doktorası Eskişehir Anadolu Universitesi tarafından verildi. <br />
İsveç'te, Stockholm'de Uluslararası Ticaret Odası Kongresi'nde Türkiye'yi temsil etti. <br />
<br />
1985 - ABD eski Başkanı Jimmy Carter ve eşi, Sakıp ve Türkan Sabancı'yı Emirgan'daki evlerinde ziyaret etti. <br />
Türk ekonomisindeki gelişmeleri, Avrupa'daki uluslararası firmaların ve bankaların temsilcileri ile Türkiye ile iş yapan İsviçre bankaları ve İsviçre firmalarının temsilcilerine aktarmak amacıyla İsviçre-Türk Derneği'nin Cenevre'de düzenlediği toplantıya konuşmacı olarak katıldı. <br />
"İşte Hayatım" isimli ilk kitabı yayınlandı. <br />
Mimar Sinan konusunda Fransa'nın ünlü Sorbonne Üniversitesi'nde konferans verdi. <br />
<br />
1986 - TÜSİAD'ın Yönetim Kurulu Başkanı oldu. <br />
<br />
1987 - Şimdi Belçika Kralı olan Prens Albert İstanbul'a gelerek, Sakıp Sabancı'ya Emirgan'daki evi Atlı Köşk'te "Belçika Kraliyet Nişanı" takdim etti. <br />
Sabancı ve DuPont ortaklığıyla ilk yüzde 50/50 "joint venture" şirket DUSA kuruldu. <br />
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı oldu. <br />
Sakıp Sabancı ve eşi, ABD Başkanı Ronald Reagan ve eşini Beyaz Saray'da ziyaret etti. <br />
<br />
1988 - Sakıp Sabancı ve eşi, ABD Başkanı Ronald Reagan ve eşini Beyaz Saray'da ikinci kez ziyaret etti. <br />
1989 - Babası Hacı Ömer Sabancı zamanında toplanmaya başlanan Resim ve Hat koleksiyonlarının sergilenmesi için SSCB Kültür Bakanlığı'nın daveti üzerine Moskova'da bir sergi açıldı. Bu sergi, sonraki yıllarda dünyanın en önemli müzelerinde segilenecek "Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi" için bir mihenk taşı oldu. <br />
Amerika'da Houston'da ikinci kez kalp ameliyatı oldu. <br />
<br />
1992 - Japon hükümeti tarafından Sakıp Sabancı'ya "Kutsal Hazine Altın ve Gümüş Yıldız Nişanı" takdim edildi. <br />
<br />
1993 - 1988 yılında temeli atılan SABANCI CENTER açıldı. <br />
<br />
1994 -Japon Toyota ve Mitsui ile yüzde 50/50 ortak olarak Türk otomotiv sanayiine yeni bir pencere açacak TOYOTASA fabrikası Adapazarı'nda açıldı. <br />
<br />
1996 - Kardeşi Özdemir Sabancı elim bir saldırıda hayatını kaybetti. <br />
<br />
1997 - Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından "Devlet Üstün Hizmet Madalyası" ile onurlandırıldı. <br />
Dünyaca ünlü gıda devi Fransız Danone ile yüzde 50-50 ortaklıkla DANONESA kuruldu. Fransız Hipermarket zinciri Carrefour ve Sabancı ortaklığı ile CARREFOURSA Hipermarket Zinciri kuruldu. <br />
<br />
1998 - "Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi" New York'ta Metropolitan Müzesi'nde sergilendi. Böylece Metropolitan Müzesi'nde sergilenen ilk özel koleksiyon ünvanına sahip oldu. <br />
Du Pont firması ile ortaklaşa Arjantin ve Brezilya'daki endüstriyel iplik ve kord bezi fabrikaları satın alındı. <br />
Kardeşi Hacı Sabancı vefat etti. <br />
<br />
1999 - 170 Milyon dolarlık yatırımla, Türk eğitimine yeni bir soluk getirmesi hedeflenen SABANCI ÜNİVERSİTESİ İstanbul'da açıldı. <br />
Çukurova Üniversitesi tarafından onbirinci onursal doktorası takdim edildi. <br />
<br />
2000 - "Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi" Paris'te Louvre Müzesi'nde sergilendi. <br />
<br />
2001 - Sabancı ve DuPont'un yüzde 50-50 ortaklığıyla 4 kıtada toplam 16 fabrika ile faaliyet gösteren DUPONTSA ve DUSA INTERNATIONAL şirketleri kuruldu. <br />
<br />
Sakıp Sabancı ve ailesi ABD Başkanı Bill Clinton'ın davetlisi olarak Beyaz Saray'a gittiler. <br />
<br />
Fransız Hükümeti,"Altın Harfler" koleksiyonunun Louvre Müzesi'nde sergilenmesini gerçekleştirerek Fransız-Türk kültür ilişkilerine yaptığı katkılar ve Fransa'nın önde gelen şirketlerinden Danone, Carrefour ve BNP ile sürdürdüğü başarılı ortaklıklarından dolayı, Elysée Sarayı'nda yapılan törenle, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından Sakıp Sabancı'ya "Légion d'honneur" şeref nişanı takdim edildi.<br />
<br />
Sakıp Sabancı öldü<br />
<br />
Hacı Ömer Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı, 10 Nisan 2004 tarihinde tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. 12 Nisan 2004 tarihinde Devlet töreniyle defnedilen Sakıp Sabancı'nın cenazesine, iş, siyaset ve sanat dünyasının temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hacı Ömer Sabancı Holding'in Yönetim Kurulu Eski Başkanı<br />
Sakıp Sabancı, 7 Nisan 1933 tarihinde Kayseri'nin [ ARGO ]çakaya köyünde fakir bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.Çok genç yaşlarda, Bossa Un Fabrikası'nda veznedarlıkla iş hayatına başladı. Sırasıyla, çiftlik müdürü ve Bossa Tekstil İşletmesi Müdürü oldu. Babasının 1966 yılında vefatından sonra kurulan Sabancı Holding'in yönetim Kurulu Başkanlığı'na getirildi. Halen bu görevi yanında Holding'e bağlı çok sayıda kuruluşun Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı ve Murahhas Üyeliklerini yapmaktadır.1964 yılından itibaren, 25 yıl müddetle Adana ve Kocaeli Sanayi Odaları, Türkiye Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği üyeliği ve başkanlığı yaptı. Muhtelif vakıflarda çeşitli zamanlarda görevler üstlendi.1986 yılında Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği TÜSİAD'ın Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı üstlenen Sakıp Sabancı, 1987-1990 yılları arasında Yüksek İştişare Konseyi Başkanlığını yaptı. Son dönemlerde sosyal ve kültürel içerikli çalışmalara yoğun zaman ayıran Sabancı, Türkiye'nin 52 yerleşim merkezinde 111 kalıcı eğitim, sağlık,spor ve kültür tesisi meydana getiren Hacı Ömer Sabancı Vakfı'nın başkanıdır.Sakıp Sabancı evli ve üç çocuk babasıdır..<br />
<br />
1933 - 7 Nisan 1933 tarihinde Hacı Ömer Sabancı (1906-1966) ve Sadıka Sabancı (1910-1988)'nın ikinci çocuğu olarak Kayseri'nin [ ARGO ]çakaya köyünde doğdu. Kardeşleri İhsan (1931-1979), Hacı (1935-1998), Şevket, Erol ve Özdemir (1941-1996) Sabancı'dır. <br />
<br />
1948 - AKBANK'da 25 lira aylıkla "stajyer memur" olarak çalışmaya başladı. Bankada yazı makinesi, hesap makinesi kullanmayı, tahsil fişi, tediye fişi ve makbuz kesmeyi öğrendi. <br />
İlk kez İstanbul'a geldi, Sirkeci'deki Özipek Palas Oteli'nde kaldı. <br />
<br />
1950 - Üç yıl üstüste zatürre hastalığı geçirmesi nedeni ile liseyi bitiremeden okuldan ayrıldı ve aynı yıl kurulan BOSSA Un Fabrikası'nda veznedar oldu, maaşı 50 liraya çıktı. <br />
<br />
1955 - BOSSA Un Fabrikası'na ticaret müdürü oldu. Aynı yıl ikinci el Pontiac marka beyaz spor bir otomobil satın aldı. <br />
<br />
1957 - Teyzesinin kızı Türkan Civelek ile BOSSA fabrikasının bahçesinde yapılan bir düğün töreni ile evlendi. BOSSA tekstil fabrikasında Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaya başladı. <br />
<br />
1964 - Büyük kızı Dilek dünyaya geldi. Adana Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı oldu. <br />
<br />
1966 - Babası Hacı Ömer Sabancı İstanbul'da vefat etti. Aynı yıl Türkiye'deki ilk poliester elyaf ve iplik fabrikası SASA kuruldu. <br />
<br />
1967 - Kardeşleriyle birlikte HACI ÖMER SABANCI HOLDİNG A.Ş.'yi kurarak Yönetim Kurulu Başkanı oldu. <br />
Topluluk şirketlerinden ilk olarak [ ARGO ]çimento hisse senetleri halka arz edildi. <br />
<br />
1970 - İkinci çocuğu Metin dünyaya geldi.Zihinsel özürlü olarak dünyaya gelen Metin Sabancı'nın tedavisi için Amerika ve Avrupa'da pekçok hastane ve doktora başvuruldu. Tamamen iyileşme olanağı olmayan bu hastalıktan muzdarip pekçok gence yardım için 1976 yılında Erol Sabancı Spastik Çocuklar Tedavi ve Eğitim Merkezi ile 1996 yılında Metin Sabancı Spastik Çocuklar ve Gençler Eğitim Üretim ve Rehabilitasyon Merkezi kuruldu. <br />
<br />
1973 - Küçük kızı Sevil dünyaya geldi. <br />
1974 - O dönemler Sabancı Holding Genel Koordinatörü olarak görev yapan Türkiye Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ısrarı üzerine Sabancı Holding İstanbul'a taşındı. Anne Sadıka Sabancı'nın bütün malvarlığını bağışlaması ve Sabancı kardeşlerin katkılarıyla Hacı Ömer Sabancı Vakfı VAKSA kuruldu. Vakıf bugün, toplam 53 yerleşim merkezinde 112 kalıcı esere sahip, Türkiye'nin en büyük aile vakfıdır. <br />
İzmit Köseköy'de LASSA (BRİSA) kuruldu. <br />
<br />
1981 - Türk sermayesi ile yurtdışındaki ilk banka AKINTERNATIONAL BANK ( Sabancı Bank Plc.) Londra'da kuruldu. <br />
Amerika'da Houston'da ilk kez kalp kapakçığı ameliyatı oldu. <br />
<br />
1984 - İlk onursal doktorası Eskişehir Anadolu Universitesi tarafından verildi. <br />
İsveç'te, Stockholm'de Uluslararası Ticaret Odası Kongresi'nde Türkiye'yi temsil etti. <br />
<br />
1985 - ABD eski Başkanı Jimmy Carter ve eşi, Sakıp ve Türkan Sabancı'yı Emirgan'daki evlerinde ziyaret etti. <br />
Türk ekonomisindeki gelişmeleri, Avrupa'daki uluslararası firmaların ve bankaların temsilcileri ile Türkiye ile iş yapan İsviçre bankaları ve İsviçre firmalarının temsilcilerine aktarmak amacıyla İsviçre-Türk Derneği'nin Cenevre'de düzenlediği toplantıya konuşmacı olarak katıldı. <br />
"İşte Hayatım" isimli ilk kitabı yayınlandı. <br />
Mimar Sinan konusunda Fransa'nın ünlü Sorbonne Üniversitesi'nde konferans verdi. <br />
<br />
1986 - TÜSİAD'ın Yönetim Kurulu Başkanı oldu. <br />
<br />
1987 - Şimdi Belçika Kralı olan Prens Albert İstanbul'a gelerek, Sakıp Sabancı'ya Emirgan'daki evi Atlı Köşk'te "Belçika Kraliyet Nişanı" takdim etti. <br />
Sabancı ve DuPont ortaklığıyla ilk yüzde 50/50 "joint venture" şirket DUSA kuruldu. <br />
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı oldu. <br />
Sakıp Sabancı ve eşi, ABD Başkanı Ronald Reagan ve eşini Beyaz Saray'da ziyaret etti. <br />
<br />
1988 - Sakıp Sabancı ve eşi, ABD Başkanı Ronald Reagan ve eşini Beyaz Saray'da ikinci kez ziyaret etti. <br />
1989 - Babası Hacı Ömer Sabancı zamanında toplanmaya başlanan Resim ve Hat koleksiyonlarının sergilenmesi için SSCB Kültür Bakanlığı'nın daveti üzerine Moskova'da bir sergi açıldı. Bu sergi, sonraki yıllarda dünyanın en önemli müzelerinde segilenecek "Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi" için bir mihenk taşı oldu. <br />
Amerika'da Houston'da ikinci kez kalp ameliyatı oldu. <br />
<br />
1992 - Japon hükümeti tarafından Sakıp Sabancı'ya "Kutsal Hazine Altın ve Gümüş Yıldız Nişanı" takdim edildi. <br />
<br />
1993 - 1988 yılında temeli atılan SABANCI CENTER açıldı. <br />
<br />
1994 -Japon Toyota ve Mitsui ile yüzde 50/50 ortak olarak Türk otomotiv sanayiine yeni bir pencere açacak TOYOTASA fabrikası Adapazarı'nda açıldı. <br />
<br />
1996 - Kardeşi Özdemir Sabancı elim bir saldırıda hayatını kaybetti. <br />
<br />
1997 - Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından "Devlet Üstün Hizmet Madalyası" ile onurlandırıldı. <br />
Dünyaca ünlü gıda devi Fransız Danone ile yüzde 50-50 ortaklıkla DANONESA kuruldu. Fransız Hipermarket zinciri Carrefour ve Sabancı ortaklığı ile CARREFOURSA Hipermarket Zinciri kuruldu. <br />
<br />
1998 - "Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi" New York'ta Metropolitan Müzesi'nde sergilendi. Böylece Metropolitan Müzesi'nde sergilenen ilk özel koleksiyon ünvanına sahip oldu. <br />
Du Pont firması ile ortaklaşa Arjantin ve Brezilya'daki endüstriyel iplik ve kord bezi fabrikaları satın alındı. <br />
Kardeşi Hacı Sabancı vefat etti. <br />
<br />
1999 - 170 Milyon dolarlık yatırımla, Türk eğitimine yeni bir soluk getirmesi hedeflenen SABANCI ÜNİVERSİTESİ İstanbul'da açıldı. <br />
Çukurova Üniversitesi tarafından onbirinci onursal doktorası takdim edildi. <br />
<br />
2000 - "Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi" Paris'te Louvre Müzesi'nde sergilendi. <br />
<br />
2001 - Sabancı ve DuPont'un yüzde 50-50 ortaklığıyla 4 kıtada toplam 16 fabrika ile faaliyet gösteren DUPONTSA ve DUSA INTERNATIONAL şirketleri kuruldu. <br />
<br />
Sakıp Sabancı ve ailesi ABD Başkanı Bill Clinton'ın davetlisi olarak Beyaz Saray'a gittiler. <br />
<br />
Fransız Hükümeti,"Altın Harfler" koleksiyonunun Louvre Müzesi'nde sergilenmesini gerçekleştirerek Fransız-Türk kültür ilişkilerine yaptığı katkılar ve Fransa'nın önde gelen şirketlerinden Danone, Carrefour ve BNP ile sürdürdüğü başarılı ortaklıklarından dolayı, Elysée Sarayı'nda yapılan törenle, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından Sakıp Sabancı'ya "Légion d'honneur" şeref nişanı takdim edildi.<br />
<br />
Sakıp Sabancı öldü<br />
<br />
Hacı Ömer Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı, 10 Nisan 2004 tarihinde tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. 12 Nisan 2004 tarihinde Devlet töreniyle defnedilen Sakıp Sabancı'nın cenazesine, iş, siyaset ve sanat dünyasının temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Orhan Gencebay Biyografi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-orhan-gencebay-biyografi.html</link>
			<pubDate>Sun, 20 May 2012 06:20:56 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-orhan-gencebay-biyografi.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQdrvjNFOv0o_uwYZgEbUsGWqnA6ru3mmg9iR2YZGyxs3CyRJIihQ" alt="[Resim: images?q=tbn:ANd9GcQdrvjNFOv0o_uwYZgEbUs...s3CyRJIihQ]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Müziğe 6 yaşında klasik batı müzikçi Emin Tarakçı Hoca'dan keman ve mandolin dersleri alarak başladı. 7 yaşında bağlama ve Türk Halk Müziği dersleri almaya başladı. 10 yaşında ilk beste çalışması olan Kara Kaşlı Esmerdi Kim Bilir Kimi Sevdi isimli eseri yaptı.<br />
<br />
13 yaşında Türk Sanat Müziği ve tambur eğitimi almaya başladı. Ortaokul ve lise yıllarında Samsun, Edirne ve İstanbul musiki cemiyetlerinde yaylı tambur, THM cemiyetlerinde ise bağlama çaldı. Samsun ve İstanbul'da halk evlerinin kuruculuğunu yaptı. Kendi açtığı müzik dershanelerinde öğretmenlik yaptı.<br />
<br />
İlk profosyonel bestesi Ruhumda Titreyen Sonsuz Bir Alevsin'i 14 yaşında yaptı.<br />
<br />
16 yaşından itibaren jazz ve rock müziği ile ilgilenmeye başladı, batı nefesli sazlardan oluşan orkestralarda tenor sax çalarak görev yaptı. Istanbul'a gelerek konservatur sınavlarına girdi ve kazandı. İcra heyetinde 4 yıl görev yaptıktan sonra konservatuardan ayrıldı. Vatani görevini bahriyeli olarak sürdürdüğü yıllarda bandoda saksafon çalmaya devam etti.<br />
<br />
20 yaşında TRT Ankara, 22 yaşında TRT İstanbul Radyosu sınavlarına girdi. Ankara radyosundan İstanbul radyosuna geçerek 10 ay çalıştı, kendi isteği ile ayrıldı.<br />
<br />
1966'da Türkiye çapında yapılan bağlama çalma yarışmasında Arif Sağ ve Çinuçen Tanrıkorur ile birlikte derece aldı.<br />
<br />
Arif Sağ ile birlikte 1966-1968 arası dönemde Muzaffer Akgün, Yıldız Tecan, Ahmet Sezgin, Şükran Ay, Sabahat Akkiraz, Nuri Sesigüzel gibi birçok sanatçıya bağlama çaldı. Bu dönem içinde Kızılırmak Karakoyun, Ana, Kuyu gibi Türk filmlerinin müzik direktörlüğünü yaptı. İstanbul'daki halk evlerinde Abdullah Nail Bayşu, İsmet Sıral, Burhan Tonguç, Erkin Koray, Ömer Faruk Tekbilek, Vedat Yıldırımbora, Özer Şenay, Neşet Ertaş gibi sanatçılarla sık sık bir araya gelip müzik yaparak gelecekte kendi ortaya koyacağı müziksel sentezin ilk meyvelerini verdi. Ağlıyorum Yana Yana, Gönül bağları, Yıldız [ ARGO ]şamdan Doğarsın, Neredesin Leylâ'm gibi türkü plakları çıkardı. Sevemedim Karagözlüm, Sabır Taşı, Koca Dünya gibi besteleri çeşitli sanatçılar tarafından okunmaya, sanat dünyasında adı besteci ve bağlama virtüözü olarak duyulmaya başlandı.<br />
<br />
Türkü plâklarından sonra, 1968 yılında ilk serbest çalışmalar plâğı Sensiz Bahar Geçmiyor/Başa Gelen Çekilirmiş'i çıkardı.Bundan sonra Topkapı Plak ve İstanbul Plak'tan seri olarak plaklar çıkarmaya devam etti. 1969 yılında çıkardığı Bir Teselli Ver/Yorgun Gözler 45'liği ile Türkiye çapında ün yaptı. Bestekâr ve enstrümanist kimliğinin yanı sıra, yorumcu kimliği ile ön plana çıkmaya başladı. Ben Eski Halimle Daha Mesuttum, Hor Görme Garibi, Severek Ayrılalım, Ümit Şarkısı, Sevenler Mesut Olmaz gibi plaklara imza attı.<br />
<br />
1972 yılında Yaşar Kekeva ile birlikte Kervan Plak şirketini kurdu, şirketin yöneticisi oldu. Kervan Plak, Türkiye'nin ilk yerli sermayeli plak şirketiydi. Bünyesine Erkin Koray, Ajda Pekkan, Muazzez Abacı, Mustafa Sağyaşar, Ahmet Özhan, Kamuran Akkor, Semiha Yankı, Samime Sanay, Neşe Karaböcek, Bedia Akartürk, Nil Burak, Ziya Taşkent, Semiramis Pekkan, Ferdi Özbeğen gibi starları alan Kervan Plak ,dönemin plak piyasasının en güçlü şirketlerinden biri oldu.<br />
<br />
Orhan Gencebay, bugüne kadar 36 sinema filminde başrol oynadı, 90'a yakın filmde müzik direktörlüğü yaptı.<br />
<br />
1000'den fazla bestesi bulunan Orhan Gencebay, bunların 400'e yakınını kendisi seslendirdi.<br />
<br />
Orhan Gencebay'ın yaptığı çalışmalara TRT denetleme kurulunca arabesk dendiyse de, Orhan Gencebay bu değerlendirmeyi "yanlıştır ve eksiktir" diyerek kabul etmedi.<br />
<br />
Yasal olarak 60 milyon civarı plak ve kaset tirajı olan Orhan Gencebay'ın, korsan üretimlerin yasal üretimlerden 2 kat fazla olduğu düşünülürse, yasal olmayan üretimlerle birlikte 200 milyon civarı tirajı olduğu tahmin ediliyor.Bu da; dünyanın sayılı tiraj rakamlarındandır.<br />
<br />
Beyaz Kelebekler grubunun da eski solisti olan ses sanatçısı Azize Gencebay'dan boşanan Orhan Gencebay'ın Sevim Emre ile 30 yılı aşkın bir süredir resmî birlikteliği devam etmektedir. Oğlu Altan Gencebay halen Kervan Plak prodüktörlüğünü yürütmektedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQdrvjNFOv0o_uwYZgEbUsGWqnA6ru3mmg9iR2YZGyxs3CyRJIihQ" alt="[Resim: images?q=tbn:ANd9GcQdrvjNFOv0o_uwYZgEbUs...s3CyRJIihQ]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Müziğe 6 yaşında klasik batı müzikçi Emin Tarakçı Hoca'dan keman ve mandolin dersleri alarak başladı. 7 yaşında bağlama ve Türk Halk Müziği dersleri almaya başladı. 10 yaşında ilk beste çalışması olan Kara Kaşlı Esmerdi Kim Bilir Kimi Sevdi isimli eseri yaptı.<br />
<br />
13 yaşında Türk Sanat Müziği ve tambur eğitimi almaya başladı. Ortaokul ve lise yıllarında Samsun, Edirne ve İstanbul musiki cemiyetlerinde yaylı tambur, THM cemiyetlerinde ise bağlama çaldı. Samsun ve İstanbul'da halk evlerinin kuruculuğunu yaptı. Kendi açtığı müzik dershanelerinde öğretmenlik yaptı.<br />
<br />
İlk profosyonel bestesi Ruhumda Titreyen Sonsuz Bir Alevsin'i 14 yaşında yaptı.<br />
<br />
16 yaşından itibaren jazz ve rock müziği ile ilgilenmeye başladı, batı nefesli sazlardan oluşan orkestralarda tenor sax çalarak görev yaptı. Istanbul'a gelerek konservatur sınavlarına girdi ve kazandı. İcra heyetinde 4 yıl görev yaptıktan sonra konservatuardan ayrıldı. Vatani görevini bahriyeli olarak sürdürdüğü yıllarda bandoda saksafon çalmaya devam etti.<br />
<br />
20 yaşında TRT Ankara, 22 yaşında TRT İstanbul Radyosu sınavlarına girdi. Ankara radyosundan İstanbul radyosuna geçerek 10 ay çalıştı, kendi isteği ile ayrıldı.<br />
<br />
1966'da Türkiye çapında yapılan bağlama çalma yarışmasında Arif Sağ ve Çinuçen Tanrıkorur ile birlikte derece aldı.<br />
<br />
Arif Sağ ile birlikte 1966-1968 arası dönemde Muzaffer Akgün, Yıldız Tecan, Ahmet Sezgin, Şükran Ay, Sabahat Akkiraz, Nuri Sesigüzel gibi birçok sanatçıya bağlama çaldı. Bu dönem içinde Kızılırmak Karakoyun, Ana, Kuyu gibi Türk filmlerinin müzik direktörlüğünü yaptı. İstanbul'daki halk evlerinde Abdullah Nail Bayşu, İsmet Sıral, Burhan Tonguç, Erkin Koray, Ömer Faruk Tekbilek, Vedat Yıldırımbora, Özer Şenay, Neşet Ertaş gibi sanatçılarla sık sık bir araya gelip müzik yaparak gelecekte kendi ortaya koyacağı müziksel sentezin ilk meyvelerini verdi. Ağlıyorum Yana Yana, Gönül bağları, Yıldız [ ARGO ]şamdan Doğarsın, Neredesin Leylâ'm gibi türkü plakları çıkardı. Sevemedim Karagözlüm, Sabır Taşı, Koca Dünya gibi besteleri çeşitli sanatçılar tarafından okunmaya, sanat dünyasında adı besteci ve bağlama virtüözü olarak duyulmaya başlandı.<br />
<br />
Türkü plâklarından sonra, 1968 yılında ilk serbest çalışmalar plâğı Sensiz Bahar Geçmiyor/Başa Gelen Çekilirmiş'i çıkardı.Bundan sonra Topkapı Plak ve İstanbul Plak'tan seri olarak plaklar çıkarmaya devam etti. 1969 yılında çıkardığı Bir Teselli Ver/Yorgun Gözler 45'liği ile Türkiye çapında ün yaptı. Bestekâr ve enstrümanist kimliğinin yanı sıra, yorumcu kimliği ile ön plana çıkmaya başladı. Ben Eski Halimle Daha Mesuttum, Hor Görme Garibi, Severek Ayrılalım, Ümit Şarkısı, Sevenler Mesut Olmaz gibi plaklara imza attı.<br />
<br />
1972 yılında Yaşar Kekeva ile birlikte Kervan Plak şirketini kurdu, şirketin yöneticisi oldu. Kervan Plak, Türkiye'nin ilk yerli sermayeli plak şirketiydi. Bünyesine Erkin Koray, Ajda Pekkan, Muazzez Abacı, Mustafa Sağyaşar, Ahmet Özhan, Kamuran Akkor, Semiha Yankı, Samime Sanay, Neşe Karaböcek, Bedia Akartürk, Nil Burak, Ziya Taşkent, Semiramis Pekkan, Ferdi Özbeğen gibi starları alan Kervan Plak ,dönemin plak piyasasının en güçlü şirketlerinden biri oldu.<br />
<br />
Orhan Gencebay, bugüne kadar 36 sinema filminde başrol oynadı, 90'a yakın filmde müzik direktörlüğü yaptı.<br />
<br />
1000'den fazla bestesi bulunan Orhan Gencebay, bunların 400'e yakınını kendisi seslendirdi.<br />
<br />
Orhan Gencebay'ın yaptığı çalışmalara TRT denetleme kurulunca arabesk dendiyse de, Orhan Gencebay bu değerlendirmeyi "yanlıştır ve eksiktir" diyerek kabul etmedi.<br />
<br />
Yasal olarak 60 milyon civarı plak ve kaset tirajı olan Orhan Gencebay'ın, korsan üretimlerin yasal üretimlerden 2 kat fazla olduğu düşünülürse, yasal olmayan üretimlerle birlikte 200 milyon civarı tirajı olduğu tahmin ediliyor.Bu da; dünyanın sayılı tiraj rakamlarındandır.<br />
<br />
Beyaz Kelebekler grubunun da eski solisti olan ses sanatçısı Azize Gencebay'dan boşanan Orhan Gencebay'ın Sevim Emre ile 30 yılı aşkın bir süredir resmî birlikteliği devam etmektedir. Oğlu Altan Gencebay halen Kervan Plak prodüktörlüğünü yürütmektedir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şenol Güneş Biyografi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-senol-gunes-biyografi.html</link>
			<pubDate>Sun, 20 May 2012 06:20:50 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-senol-gunes-biyografi.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/2873.jpg" alt="[Resim: 2873.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Haziran 1952 tarihinde Trabzon'da doğdu. Futbol kariyerine 1967 yılında, Trabzon Erdoğdu Gençlik'te başladı. Bundan sonra Trabzonspor'un amatör takımına geçti. Buradan Sebat Gençlik’e transfer oldu. Böylece profesyonel futbol hayatı başladı. 1972 yılında tekrar Trabzonspor'a transfer oldu. Yaklaşık 15 yıl Trabzonspor'da kalecilik yaptı.<br />
<br />
Trabzonspor'da 1975- 1984 arasında altı şampiyonluk yaşadı. Milli takımın formasını 31 kere giydi. Bunların beşinde kaptan olarak oynadı. Künyesinde 6 lig şampiyonluğu, 5 Türkiye Kupası, 4 Başbakanlık, 7 Cumhurbaşkanlığı Kupası yer aldı. 1987 yılında, 35 yaşında, Beşiktaş-Trabzonspor maçıyla jübilesini yaptı. Şampiyonluğu ilk kez Anadolu'ya taşıyan takımın kalecisi ve kaptanı olarak tarihe geçti. Türk Spor tarihinde birinci ligde en uzun süre gol yememe rekoru kendisine aittir. Evli ve iki çocuk babasıdır.<br />
<br />
Teknik Direktör Olarak Kariyeri<br />
<br />
Futbolu bıraktıktan sonra Trabzonspor'da antrenör oldu. Georges Leekens’ın yardımcı antrenorü oldu. 1987-1988 Trabzonspor, 1988-1991 Boluspor, 1991-1992 İstanbulspor, 1992-1996 tekrar Trabzonspor, 1996-1997 Antalyaspor, 1997-1998 sezonunda da Sakaryaspor takımlarını çalıştırdı. Trabzonspor 2005'in Ocak ayında Şenol Güneşi üç buçuk yıllık bir anlaşmayla teknik direktörlüğe geri getirdi. Daha sonra bu görevden istifa etti.<br />
<br />
Teknik direktörlük kariyerinde 1 Türkiye Kupası, 1 Başbakanlık Kupası, 1 Cumhurbaşkanlığı Kupası gördü. 16 Ağustos 2000 tarihinde Türk Milli Takımı’nın başına getirildi ve milli takımın 48 yıl aradan sonra dünya kupasına katılmasında en büyük pay sahibi oldu. Türk Milli Takımı dünya üçüncüsü oldu. Türk Milli Takımı’na tarihinin en büyük başarısını kazandıran teknik direktördür.<br />
<br />
Halen Trabzonspor teknik direktörüdür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/2873.jpg" alt="[Resim: 2873.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Haziran 1952 tarihinde Trabzon'da doğdu. Futbol kariyerine 1967 yılında, Trabzon Erdoğdu Gençlik'te başladı. Bundan sonra Trabzonspor'un amatör takımına geçti. Buradan Sebat Gençlik’e transfer oldu. Böylece profesyonel futbol hayatı başladı. 1972 yılında tekrar Trabzonspor'a transfer oldu. Yaklaşık 15 yıl Trabzonspor'da kalecilik yaptı.<br />
<br />
Trabzonspor'da 1975- 1984 arasında altı şampiyonluk yaşadı. Milli takımın formasını 31 kere giydi. Bunların beşinde kaptan olarak oynadı. Künyesinde 6 lig şampiyonluğu, 5 Türkiye Kupası, 4 Başbakanlık, 7 Cumhurbaşkanlığı Kupası yer aldı. 1987 yılında, 35 yaşında, Beşiktaş-Trabzonspor maçıyla jübilesini yaptı. Şampiyonluğu ilk kez Anadolu'ya taşıyan takımın kalecisi ve kaptanı olarak tarihe geçti. Türk Spor tarihinde birinci ligde en uzun süre gol yememe rekoru kendisine aittir. Evli ve iki çocuk babasıdır.<br />
<br />
Teknik Direktör Olarak Kariyeri<br />
<br />
Futbolu bıraktıktan sonra Trabzonspor'da antrenör oldu. Georges Leekens’ın yardımcı antrenorü oldu. 1987-1988 Trabzonspor, 1988-1991 Boluspor, 1991-1992 İstanbulspor, 1992-1996 tekrar Trabzonspor, 1996-1997 Antalyaspor, 1997-1998 sezonunda da Sakaryaspor takımlarını çalıştırdı. Trabzonspor 2005'in Ocak ayında Şenol Güneşi üç buçuk yıllık bir anlaşmayla teknik direktörlüğe geri getirdi. Daha sonra bu görevden istifa etti.<br />
<br />
Teknik direktörlük kariyerinde 1 Türkiye Kupası, 1 Başbakanlık Kupası, 1 Cumhurbaşkanlığı Kupası gördü. 16 Ağustos 2000 tarihinde Türk Milli Takımı’nın başına getirildi ve milli takımın 48 yıl aradan sonra dünya kupasına katılmasında en büyük pay sahibi oldu. Türk Milli Takımı dünya üçüncüsü oldu. Türk Milli Takımı’na tarihinin en büyük başarısını kazandıran teknik direktördür.<br />
<br />
Halen Trabzonspor teknik direktörüdür.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fatih Terim Biyografi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-fatih-terim-biyografi.html</link>
			<pubDate>Sun, 20 May 2012 06:20:43 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-fatih-terim-biyografi.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQ7cJ27n60SDE6accwszLh-FiQPnmwE9hIb4SjLHKhMAohN5YG9" alt="[Resim: images?q=tbn:ANd9GcQ7cJ27n60SDE6accwszLh...hMAohN5YG9]" class="mycode_img" /></div>
14 Eylül 1953 yılında Adana'da doğdu. Babasıyla birlikte birçok işte çalıştı. Girdiği motor sanat enstitüsünden devamsızlık sebebiyle ayrıldı. 16 yaşında Adana Demirspor'da kaleci olarak futbol hayatına başladı.<br />
<br />
1974 yılında Galatasaray SK'ya transfer oldu. 20 Nisan 1975'te İsviçre karşısında ilk milli maçına çıktı. 51 kez giydiği milli formayla, 11 yıl en fazla milli olan futbolcu ünvanını elinde tuttu. Fakat Galatasaray ile hiç şampiyonluk yaşayamadı.<br />
<br />
Jübilesini 1985 yılında yapan teknik adam, 1987 yılında MKE Ankaragücü'nün başına geçti. 2 Sene bu takımı çalıştırdı. Takımı 6. sıraya kadar yükseltti. Ardından 1989 - 1990 Sezonunda Göztepe'yi çalıştırdı. 1990 yılında A Milli Takımı çalıştıran Alman teknik direktör Sepp Piontek'in yardımcılığına getirildi. 1993'te 21 yaş altı milli takım ile Akdeniz Oyunları'nda şampiyon oldu. Aynı sene Türk Milli Takımı'nın başına geçti. 1996 yılında, teknik direktörlüğünü yaptığı milli takım, tarihinde ilk kez avrupa şampiyonasına katılmaya hak kazandı.<br />
<br />
Euro 1996'da başarı gösteremeyen Terim görevinden istifa ederek Galatasaray kulübünün başına geçti. 1996 - 2000 seneleri arasında takımını 4 kez şampiyon yaptı ve 2000 senesinde EUFA kupasını ilk kez Türkiye'ye getirdi. 2000 - 2001 sezonunda Fiorentina'yı çalıştırdı. 2001'de AC Milan'ın başına geçen "imparator" lakaplı teknik adam 2003 senesine kadar bu takımı yönetti. 2003'te Galatasaray'a geri döndü. Üst üste aldığı başarısız sonuçlar sonrasında 2004'te görevinden men edildi.<br />
<br />
2005'te tekrar Türk Milli Takımı'nın başına geçti. Halen Miili Takımlar Teknik Direktörü olan Fatih Terim Milli Takımı Euro 2008 finallerine dahil etmeyi başardı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQ7cJ27n60SDE6accwszLh-FiQPnmwE9hIb4SjLHKhMAohN5YG9" alt="[Resim: images?q=tbn:ANd9GcQ7cJ27n60SDE6accwszLh...hMAohN5YG9]" class="mycode_img" /></div>
14 Eylül 1953 yılında Adana'da doğdu. Babasıyla birlikte birçok işte çalıştı. Girdiği motor sanat enstitüsünden devamsızlık sebebiyle ayrıldı. 16 yaşında Adana Demirspor'da kaleci olarak futbol hayatına başladı.<br />
<br />
1974 yılında Galatasaray SK'ya transfer oldu. 20 Nisan 1975'te İsviçre karşısında ilk milli maçına çıktı. 51 kez giydiği milli formayla, 11 yıl en fazla milli olan futbolcu ünvanını elinde tuttu. Fakat Galatasaray ile hiç şampiyonluk yaşayamadı.<br />
<br />
Jübilesini 1985 yılında yapan teknik adam, 1987 yılında MKE Ankaragücü'nün başına geçti. 2 Sene bu takımı çalıştırdı. Takımı 6. sıraya kadar yükseltti. Ardından 1989 - 1990 Sezonunda Göztepe'yi çalıştırdı. 1990 yılında A Milli Takımı çalıştıran Alman teknik direktör Sepp Piontek'in yardımcılığına getirildi. 1993'te 21 yaş altı milli takım ile Akdeniz Oyunları'nda şampiyon oldu. Aynı sene Türk Milli Takımı'nın başına geçti. 1996 yılında, teknik direktörlüğünü yaptığı milli takım, tarihinde ilk kez avrupa şampiyonasına katılmaya hak kazandı.<br />
<br />
Euro 1996'da başarı gösteremeyen Terim görevinden istifa ederek Galatasaray kulübünün başına geçti. 1996 - 2000 seneleri arasında takımını 4 kez şampiyon yaptı ve 2000 senesinde EUFA kupasını ilk kez Türkiye'ye getirdi. 2000 - 2001 sezonunda Fiorentina'yı çalıştırdı. 2001'de AC Milan'ın başına geçen "imparator" lakaplı teknik adam 2003 senesine kadar bu takımı yönetti. 2003'te Galatasaray'a geri döndü. Üst üste aldığı başarısız sonuçlar sonrasında 2004'te görevinden men edildi.<br />
<br />
2005'te tekrar Türk Milli Takımı'nın başına geçti. Halen Miili Takımlar Teknik Direktörü olan Fatih Terim Milli Takımı Euro 2008 finallerine dahil etmeyi başardı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şinasi Biyografi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-sinasi-biyografi.html</link>
			<pubDate>Sun, 20 May 2012 06:20:34 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-sinasi-biyografi.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/268.jpg" alt="[Resim: 268.jpg]" class="mycode_img" /><br />
</div>
İbrahim Şinasi 5 Ağustos 1826'da İstanbul'da doğdu. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829'da Osmanlı-Rus Savaşı sırasında vurularak ölünce, annesi onu yakınlarının desteğiyle büyüttü. Şinasi ilköğretimini Mahalle Sıbyan Mektebi'nde ve Feyziye Okulu'nda tamamladıktan sonra Tophane Müşiriyeti Mektubî Kalemi'ne katip adayı olarak girdi. Burada görevli memurlardan İbrahim Efendi'den Arapça ve Farsça öğrendi. Aynı kalemde görevli eski adı Chateauneuf olan Reşat Bey'den Fransızca dersi aldı. Bu görevindeki çalışkanlığı ve başarısı nedeniyle önce memurluk sonra hulefalık derecesine yükseltildi. Paris’e Gitti 1849'da bilgisini artırması için devlet tarafından Paris'e gönderildi. Burada edebiyat ve dil konularındaki çalışmalarını sürdürdü. Oryantalist De Sacy ailesi ile dostluk kurdu Ernest Renan'la tanıştı, Lamartine'in toplantılarını izledi. Oryantalist Pavet de Courteille'e çalışmalarında yardım etti. Dilbilimci Littré ile tanıştı. 1851'de Société Asiatique'e üye seçildi.<br />
<br />
Mustafa Reşit Paşa’nın Adamı<br />
<br />
1854'te Paris dönüşünde bir süre Tophane Kalemi'nde çalıştı. Daha sonra Meclis-i Maarif üyeliğine atandı. Encümen-i Daniş'te (ilimler akademisi) görev yaptı. Koruyucusu sadrazam Mustafa Reşit Paşa’nın görevinden ayrılması üzerine üyelikten çıkarıldı. Reşit Paşa 1857'de yeniden sadrazam olunca, Şinaşi de eski görevine döndü. Tercüman-ı Ahvâl 1860'da Ağah Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahvâl gazetesini çıkardı. Devlet işlerini eleştirmesi ve Sultan Abdülaziz'e karşı girişilen eylemin düzenleyicilerinin yanında yer alması nedeniyle 1863'teki Meclis-i Maarif'teki görevine son verildi. Gazeteyi Namık Kemal'e bırakarak, 1865'te Fransa'ya gitti. Orada sözcük çalışmalarına yöneldi. Société Asiatique üyeliğinden ayrıldı. 1867'de İstanbul'a döndü. Kısa bir süre sonra yeniden Paris'e gitti. Burada kaldığı iki yıla yakın sürede, Fransa Milli Kütüphanesi’nde araştırmalar yaptı. 1869'da İstanbul'a dönünce bir matbaa açtı, eserlerinin basımıyla uğraşmaya başladı. Kısa bir süre sonra da 13 Eylül 1871'de beyin tümöründen öldü. Batı Aktarmacılığı Şinasi Batı, özellikle de Fransız kültürü etkisinde eserler verdi.Ülkenin Batı örnek alınarak eğitim alanında uygulanacak radikal yöntemlerle gelişebileceğini savundu.Batı hatta Fransız aktarmacılığını tek çözüm gördü.Bu amaçla yazarlığında çok yönlü bir çaba içine girdi. Gazete çıkardı, makale, şiir ve oyun yazdı, sözlük çalışmaları yaptı. O da halkı "aydınlatılması" gereken bir yığın olarak gören batıcılar gibi, değişmeyi mekanik bir hadise olarak algılama yanlışına düştü.Tanzimatla başlayan Batılılaşma hareketinin öncülerinden biri olarak dil, edebiyat ve düşünce hayatının değişmesinde etkili olmuştur. Dil Düzyazılarında sade bir dil kullanılmıştır. Dildeki yalınlaşma çabasını edebiyat ve tiyatro alanlarındaki eserleriyle desteklemiştir. Batı şiirini tanıtma, yeni şiir biçimlerini edebiyata sokma amacıyla Fransız şairlerinden tercümeler yapmıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/268.jpg" alt="[Resim: 268.jpg]" class="mycode_img" /><br />
</div>
İbrahim Şinasi 5 Ağustos 1826'da İstanbul'da doğdu. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829'da Osmanlı-Rus Savaşı sırasında vurularak ölünce, annesi onu yakınlarının desteğiyle büyüttü. Şinasi ilköğretimini Mahalle Sıbyan Mektebi'nde ve Feyziye Okulu'nda tamamladıktan sonra Tophane Müşiriyeti Mektubî Kalemi'ne katip adayı olarak girdi. Burada görevli memurlardan İbrahim Efendi'den Arapça ve Farsça öğrendi. Aynı kalemde görevli eski adı Chateauneuf olan Reşat Bey'den Fransızca dersi aldı. Bu görevindeki çalışkanlığı ve başarısı nedeniyle önce memurluk sonra hulefalık derecesine yükseltildi. Paris’e Gitti 1849'da bilgisini artırması için devlet tarafından Paris'e gönderildi. Burada edebiyat ve dil konularındaki çalışmalarını sürdürdü. Oryantalist De Sacy ailesi ile dostluk kurdu Ernest Renan'la tanıştı, Lamartine'in toplantılarını izledi. Oryantalist Pavet de Courteille'e çalışmalarında yardım etti. Dilbilimci Littré ile tanıştı. 1851'de Société Asiatique'e üye seçildi.<br />
<br />
Mustafa Reşit Paşa’nın Adamı<br />
<br />
1854'te Paris dönüşünde bir süre Tophane Kalemi'nde çalıştı. Daha sonra Meclis-i Maarif üyeliğine atandı. Encümen-i Daniş'te (ilimler akademisi) görev yaptı. Koruyucusu sadrazam Mustafa Reşit Paşa’nın görevinden ayrılması üzerine üyelikten çıkarıldı. Reşit Paşa 1857'de yeniden sadrazam olunca, Şinaşi de eski görevine döndü. Tercüman-ı Ahvâl 1860'da Ağah Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahvâl gazetesini çıkardı. Devlet işlerini eleştirmesi ve Sultan Abdülaziz'e karşı girişilen eylemin düzenleyicilerinin yanında yer alması nedeniyle 1863'teki Meclis-i Maarif'teki görevine son verildi. Gazeteyi Namık Kemal'e bırakarak, 1865'te Fransa'ya gitti. Orada sözcük çalışmalarına yöneldi. Société Asiatique üyeliğinden ayrıldı. 1867'de İstanbul'a döndü. Kısa bir süre sonra yeniden Paris'e gitti. Burada kaldığı iki yıla yakın sürede, Fransa Milli Kütüphanesi’nde araştırmalar yaptı. 1869'da İstanbul'a dönünce bir matbaa açtı, eserlerinin basımıyla uğraşmaya başladı. Kısa bir süre sonra da 13 Eylül 1871'de beyin tümöründen öldü. Batı Aktarmacılığı Şinasi Batı, özellikle de Fransız kültürü etkisinde eserler verdi.Ülkenin Batı örnek alınarak eğitim alanında uygulanacak radikal yöntemlerle gelişebileceğini savundu.Batı hatta Fransız aktarmacılığını tek çözüm gördü.Bu amaçla yazarlığında çok yönlü bir çaba içine girdi. Gazete çıkardı, makale, şiir ve oyun yazdı, sözlük çalışmaları yaptı. O da halkı "aydınlatılması" gereken bir yığın olarak gören batıcılar gibi, değişmeyi mekanik bir hadise olarak algılama yanlışına düştü.Tanzimatla başlayan Batılılaşma hareketinin öncülerinden biri olarak dil, edebiyat ve düşünce hayatının değişmesinde etkili olmuştur. Dil Düzyazılarında sade bir dil kullanılmıştır. Dildeki yalınlaşma çabasını edebiyat ve tiyatro alanlarındaki eserleriyle desteklemiştir. Batı şiirini tanıtma, yeni şiir biçimlerini edebiyata sokma amacıyla Fransız şairlerinden tercümeler yapmıştır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ziya Gökalp Biyografi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-ziya-gokalp-biyografi.html</link>
			<pubDate>Sun, 20 May 2012 06:20:31 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-ziya-gokalp-biyografi.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/352.jpg" alt="[Resim: 352.jpg]" class="mycode_img" /><br />
</div>
<br />
<br />
<br />
23 Mart 1876 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Asıl adı Mehmet Ziya. Babası yerel bir gazetede çalışıyordu. Eğitimine Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. 1895 yılında İstanbul’a gitti. Baytar Mektebine kaydını yaptırdı. Buradaki öğretimi sırasında, İbrahim Temo ve İshak Sukûti ile tanıştı. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı. 1900 yılında serbest bırakıldıktan sonra, Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. 1908'e kadar Diyarbakır'da küçük memuriyetler yaptı. II.Meşrutiyet'ten sonra İttihat ve Terakki'nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. "Peyman" gazetesini çıkardı. 1909'da Selanik'te toplanan İttihat Terakki Kongresi'ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı. Bir yıl sonra, örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. 1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadisi'nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da "Genç Kalemler" dergisini çıkardı. 1912'de Ergani Maden'den Meclis-i Mebusan'a seçildi, İstanbul'a taşındı. Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı "Türk Yurdu" başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua'da yazılar yazdı. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani'de (İstanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi.<br />
<br />
I. Dünya Savaşı'nda, Osmanlı Devleti'nin yenilmesinden sonra, bütün görevlerinden alındı. 1919'da İngilizler tarafından Malta Adası'na sürgüne gönderildi. 2 yıllık sürgün döneminden sonra Diyarbakır'a gitti, Küçük Mecmua'yı çıkardı. 1923'te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı'na atandı, Ankara'ya gitti. Aynı yıl İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Diyarbakır mebusu olarak girdi. Kısa süren bir hastalığın ardından, 25 Ekim 1924 tarihinde, İstanbul’da vefat etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/352.jpg" alt="[Resim: 352.jpg]" class="mycode_img" /><br />
</div>
<br />
<br />
<br />
23 Mart 1876 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Asıl adı Mehmet Ziya. Babası yerel bir gazetede çalışıyordu. Eğitimine Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. 1895 yılında İstanbul’a gitti. Baytar Mektebine kaydını yaptırdı. Buradaki öğretimi sırasında, İbrahim Temo ve İshak Sukûti ile tanıştı. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı. 1900 yılında serbest bırakıldıktan sonra, Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. 1908'e kadar Diyarbakır'da küçük memuriyetler yaptı. II.Meşrutiyet'ten sonra İttihat ve Terakki'nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. "Peyman" gazetesini çıkardı. 1909'da Selanik'te toplanan İttihat Terakki Kongresi'ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı. Bir yıl sonra, örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. 1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadisi'nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da "Genç Kalemler" dergisini çıkardı. 1912'de Ergani Maden'den Meclis-i Mebusan'a seçildi, İstanbul'a taşındı. Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı "Türk Yurdu" başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua'da yazılar yazdı. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani'de (İstanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi.<br />
<br />
I. Dünya Savaşı'nda, Osmanlı Devleti'nin yenilmesinden sonra, bütün görevlerinden alındı. 1919'da İngilizler tarafından Malta Adası'na sürgüne gönderildi. 2 yıllık sürgün döneminden sonra Diyarbakır'a gitti, Küçük Mecmua'yı çıkardı. 1923'te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı'na atandı, Ankara'ya gitti. Aynı yıl İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Diyarbakır mebusu olarak girdi. Kısa süren bir hastalığın ardından, 25 Ekim 1924 tarihinde, İstanbul’da vefat etti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alparslan Türkeş Kimdir ?]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-alparslan-turkes-kimdir.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 19:37:31 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-alparslan-turkes-kimdir.html</guid>
			<description><![CDATA[Alparslan Türkeş 25 Kasım 1917‘de Lefkoşe’de doğmuştur. Babası Ahmet Hamdi Efendi, annesi Fatımatül Zehra Hanım’dır. Alparslan Türkeş; aslen Kayserilidir. Büyük dedesi Arif Ağa Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşgerli Köyünden Kıbrıs’a göç etmiş ve buraya yerleşmiştir. İlk ve orta eğitimini Lefkoşe’de tamamlamıştır. O yıllarda İngiliz işgal idaresi altında bulunan Kıbrıs’tan ailece Türkiye’ye göç etmişler ve İstanbul’a yerleşmişlerdir. <br />
<br />
Kuleli’den Harp Okulu’na<br />
<br />
Askerlik mesleğine büyük sevgisi olan Alparslan Türkeş 1933 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girmiş başarı göstererek, 1939 yılında bu liseden mezun olmuş ve Harp Okulu’a geçmiştir.1939‘da Harp Okulu’ndan mezun olarak orduya katılmıştır. Orduda muntazaman terfi etmiş ve harp akademisi imtihanını kazanarak akademiye geçmiştir. Başarılı bir eğitim dönemi sonrasında kurmay subay olarak mezun olmuştur. <br />
<br />
Evlilikleri<br />
<br />
1940 yılında Isparta'da Muzaffer Hanım’la evlenirler. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları dünyaya gelir.Muzaffer Hanım 1974 yılında vefat eder.Alparslan Türkeş 1976 yılında Sevâl Hanım'la ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu olmuştur. <br />
<br />
1944 Milliyetçilik Olayı<br />
<br />
3 Mayıs1944... Ankara'da bir yürüyüş vardır. Türk Milletinin ve Devletinin bekası fikrine sahip aydınlar ve onların izindeki gençler, basın ve üniversite kadrolarına sızan ve kendilerini cumhuriyetin gerçek sahibi diye gösteren dönme-devşirme ittifakının oyunlarına karşı ideolojik tavrını koyar.<br />
<br />
Yürüyüşten sonra bir grup milliyetçi aydın tutuklanır.CHP faşizminin açtığı Türkçülük-Turancılık Davası başlar. Milliyetçiler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar.Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş de bu aydınlar arasındadır. <br />
<br />
20 Ekim 1944'te kendisini "vatan hainliği" suçlamasıyla sorgulayan Savcı’ya "Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği suçu isnad edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde herşeyden çok milletimi ve vatanımı severim" cevabını verir. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve mahkeme süresince bir yıl hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen ceza daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2 numaralı mahkemede beraat eder. <br />
<br />
Yurtdışı Görevleri<br />
<br />
1948 yılında Genel Kurmay tarafından açılan imtihanları kazanmış ve bütün eğitim dönemindeki başarılarıda gözönüne alınarak Amerika’ya tahsile gönderilmiştir.Amerika’da piyade okulu ve Amerikan Harp Akademi’sinde tahsil görmüş buralardan da iyi dereceler ile mezun olmuştur. 1955‘de kurmay binbaşı olan Alparslan Türkeş (Amerika’da) Washıngton’da bulunan daimi gurup nezninde Türk Genelkurmayı’nın Temsil Heyeti üyeliğine tayin edilmiştir. 1957 yılının sonuna kadar vazifesini sürdürmüştür. Bu süre içerisinde Üniversity of America (Amerika Üniversitesi)‘ya devam etmiş, International Economics tahsili görmüştür. Daha sonra yurda dönen Alparslan Türkeş, 1959‘da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderilmiş, bu okulu da başarı ile bitirmiştir. İyi derecede fransızca ve ingilizce bilen Alparslan Türkeş, 27 Mayıs 1960 yılına kadar Avrupa’da muhtelif Nato toplantılarında ve askeri mevzularda Türk Genel Kurmay Başkanlığı’nın temsilcisi olarak bulunmuştur. <br />
<br />
27 Mayıs 1960 Darbesi<br />
<br />
27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinin önde gelen simalarından olan Alparslan Türkeş, bu hareketi partilerüstü ve milli birliği sağlayacak bir reform hareketi olarak düşünmüştür. Müdahaleden sonra Milli Birlik Komitesi üyesi olarak, Başbakanlık Müsteşarlığı yapmıştır. Görevde bulunduğu 27 Mayıs 1960-25 Eylül 1960 tarihleri arasında, ülke ve kültür bütünlüğü kanun tasarısını ve Devlet Planlama Teşkilatı kanun tasarısını kanunlaştırmıştır.CHP’li bazı politikacıların Milli Birlik Komitesi üyelerine yapmış oldukları bazı telkinler ile 13 Kasım 1960 tarihinde 13 arkadaşı ile Mili Birlik Komitesi’nden çıkarılmış ve Mürtet Hava Üssünde hapsedilmiş, daha sonra da, CHP’lilerin rahat hareket etmeleri için 19 Kasım 1960‘ta Türkiye’den, hükümet müşaviri görevi ile Hindistan Yeni Delhi’ye mecburi ikâmetgah olarak gönderilmiştir. Alparslan Türkeş Hindistan’da iken hükümet yöneticilerine mektuplarla sürekli ikazlarda bulunmuştur. <br />
<br />
23 Şubat 1963‘ta yurda dönen Alparslan Türkeş, dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adlı bir dernek kurar. <br />
<br />
Talat Aydemir Olayı<br />
<br />
Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile 21 Mayıs 1963’te tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar. Yargılama sonucundae beraat eder. 5 Eylül 1963‘te tahliye olur. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">Not: Böyle bir şahsiyeti daha kısa yazamadım.Önemli bulanlar okur zaten.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Alparslan Türkeş 25 Kasım 1917‘de Lefkoşe’de doğmuştur. Babası Ahmet Hamdi Efendi, annesi Fatımatül Zehra Hanım’dır. Alparslan Türkeş; aslen Kayserilidir. Büyük dedesi Arif Ağa Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşgerli Köyünden Kıbrıs’a göç etmiş ve buraya yerleşmiştir. İlk ve orta eğitimini Lefkoşe’de tamamlamıştır. O yıllarda İngiliz işgal idaresi altında bulunan Kıbrıs’tan ailece Türkiye’ye göç etmişler ve İstanbul’a yerleşmişlerdir. <br />
<br />
Kuleli’den Harp Okulu’na<br />
<br />
Askerlik mesleğine büyük sevgisi olan Alparslan Türkeş 1933 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girmiş başarı göstererek, 1939 yılında bu liseden mezun olmuş ve Harp Okulu’a geçmiştir.1939‘da Harp Okulu’ndan mezun olarak orduya katılmıştır. Orduda muntazaman terfi etmiş ve harp akademisi imtihanını kazanarak akademiye geçmiştir. Başarılı bir eğitim dönemi sonrasında kurmay subay olarak mezun olmuştur. <br />
<br />
Evlilikleri<br />
<br />
1940 yılında Isparta'da Muzaffer Hanım’la evlenirler. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları dünyaya gelir.Muzaffer Hanım 1974 yılında vefat eder.Alparslan Türkeş 1976 yılında Sevâl Hanım'la ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu olmuştur. <br />
<br />
1944 Milliyetçilik Olayı<br />
<br />
3 Mayıs1944... Ankara'da bir yürüyüş vardır. Türk Milletinin ve Devletinin bekası fikrine sahip aydınlar ve onların izindeki gençler, basın ve üniversite kadrolarına sızan ve kendilerini cumhuriyetin gerçek sahibi diye gösteren dönme-devşirme ittifakının oyunlarına karşı ideolojik tavrını koyar.<br />
<br />
Yürüyüşten sonra bir grup milliyetçi aydın tutuklanır.CHP faşizminin açtığı Türkçülük-Turancılık Davası başlar. Milliyetçiler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar.Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş de bu aydınlar arasındadır. <br />
<br />
20 Ekim 1944'te kendisini "vatan hainliği" suçlamasıyla sorgulayan Savcı’ya "Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği suçu isnad edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde herşeyden çok milletimi ve vatanımı severim" cevabını verir. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve mahkeme süresince bir yıl hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen ceza daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2 numaralı mahkemede beraat eder. <br />
<br />
Yurtdışı Görevleri<br />
<br />
1948 yılında Genel Kurmay tarafından açılan imtihanları kazanmış ve bütün eğitim dönemindeki başarılarıda gözönüne alınarak Amerika’ya tahsile gönderilmiştir.Amerika’da piyade okulu ve Amerikan Harp Akademi’sinde tahsil görmüş buralardan da iyi dereceler ile mezun olmuştur. 1955‘de kurmay binbaşı olan Alparslan Türkeş (Amerika’da) Washıngton’da bulunan daimi gurup nezninde Türk Genelkurmayı’nın Temsil Heyeti üyeliğine tayin edilmiştir. 1957 yılının sonuna kadar vazifesini sürdürmüştür. Bu süre içerisinde Üniversity of America (Amerika Üniversitesi)‘ya devam etmiş, International Economics tahsili görmüştür. Daha sonra yurda dönen Alparslan Türkeş, 1959‘da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderilmiş, bu okulu da başarı ile bitirmiştir. İyi derecede fransızca ve ingilizce bilen Alparslan Türkeş, 27 Mayıs 1960 yılına kadar Avrupa’da muhtelif Nato toplantılarında ve askeri mevzularda Türk Genel Kurmay Başkanlığı’nın temsilcisi olarak bulunmuştur. <br />
<br />
27 Mayıs 1960 Darbesi<br />
<br />
27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinin önde gelen simalarından olan Alparslan Türkeş, bu hareketi partilerüstü ve milli birliği sağlayacak bir reform hareketi olarak düşünmüştür. Müdahaleden sonra Milli Birlik Komitesi üyesi olarak, Başbakanlık Müsteşarlığı yapmıştır. Görevde bulunduğu 27 Mayıs 1960-25 Eylül 1960 tarihleri arasında, ülke ve kültür bütünlüğü kanun tasarısını ve Devlet Planlama Teşkilatı kanun tasarısını kanunlaştırmıştır.CHP’li bazı politikacıların Milli Birlik Komitesi üyelerine yapmış oldukları bazı telkinler ile 13 Kasım 1960 tarihinde 13 arkadaşı ile Mili Birlik Komitesi’nden çıkarılmış ve Mürtet Hava Üssünde hapsedilmiş, daha sonra da, CHP’lilerin rahat hareket etmeleri için 19 Kasım 1960‘ta Türkiye’den, hükümet müşaviri görevi ile Hindistan Yeni Delhi’ye mecburi ikâmetgah olarak gönderilmiştir. Alparslan Türkeş Hindistan’da iken hükümet yöneticilerine mektuplarla sürekli ikazlarda bulunmuştur. <br />
<br />
23 Şubat 1963‘ta yurda dönen Alparslan Türkeş, dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adlı bir dernek kurar. <br />
<br />
Talat Aydemir Olayı<br />
<br />
Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile 21 Mayıs 1963’te tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar. Yargılama sonucundae beraat eder. 5 Eylül 1963‘te tahliye olur. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">Not: Böyle bir şahsiyeti daha kısa yazamadım.Önemli bulanlar okur zaten.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Namık Kemal Biyografi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-namik-kemal-biyografi.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 09:24:02 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-namik-kemal-biyografi.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/620.jpg" alt="[Resim: 620.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namık  Kemal ( 21.12.1840)- (1888) </span><br />
<br />
<br />
21 Aralık 1840 tarihinde Tekirdağ'da doğdu. Asıl adı Mehmed Kemal'dir. Namık adını ona şair Eşref Paşa vermiştir. Babası, II. Abdülhamid döneminde müneccimbaşılık yapmış olan Mustafa Asım Bey'dir. Annesini küçük yaşında yitirince çocukluğunu dedesi Abdüllâtif Paşa'nın yanında, Rumeli ve Anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçirdi. Bu yüzden özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşlarında İstanbul'a babasının yanına döndü.<br />
<br />
1863 yılında Babıali Tercüme Odası'na kâtip olarak girdi. Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünürve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. 1865'te kurulan ve daha sonra yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli derneğe katıldı. Bir yandan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Gazete, Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin görüşleri doğrultusunda yaptığı yayın sonucu 1867'de kapatıldı. Namık Kemal de İstanbul'dan uzaklaştırılmak için Erzurum'a vali muavini olarak atandı. Bu göreve gitmeyi çeşitli engeller çıkarıp erteledi ve Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı üzerine Ziya Paşa'yla birlikte Paris'e kaçtı. Bir süre sonra Londra'ya geçerek M. Fazıl Paşa'nın maddi desteğiyle Ali Suavi'nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı Muhbir gazetesinde yazmaya başladı. Ama Ali Suavi'yle anlaşamaması üzerine Muhbir'den ayrıldı. 1868'de gene M. Fazıl Paşa'nın desteğiyle Hürriyet adı altında başka bir gazete çıkardı. Çeşitli anlaşmazlıklar sonucu, Avrupa'da desteksiz kalınca, 1870'te zaptiye nazırı Hüsnü Paşa'nın çağrısı üzerine İstanbul'a döndü. Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872'de İbret gazetesini kiraladı. Aynı yıl burada çıkan bir yazısı üzerine gazete hükümetçe dört ay süreyle kapatıldı. Gelibolu mutasarrıflığına atandı. Orada yazmaya başladığı Vatan Yahut Silistire oyunu, 1873'te Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelendiğinde halkı coşturup olaylara neden oldu. Bu haberi İbret gazetesinin yazması üzerine o sırada İstanbul'a dönmüş olan Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa'ya sürgüne gönderildi. 1876'da I. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanuni Esasi'yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev aldı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca II. Abdülhamid Han'ın Meclis-i Mebusan'ı kapatması üzerine tutuklandı. Beş ay kadar tutuklu kaldıktan sonra Midilli Adası'na sürüldü. 1879'da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884'te Rodos, 1887'de Sakız Adası'na gönderildi. 2 Aralık 1888'de Sakız Adası'nda öldü. Gelibolu Bolayır'da gömüldü.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/620.jpg" alt="[Resim: 620.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namık  Kemal ( 21.12.1840)- (1888) </span><br />
<br />
<br />
21 Aralık 1840 tarihinde Tekirdağ'da doğdu. Asıl adı Mehmed Kemal'dir. Namık adını ona şair Eşref Paşa vermiştir. Babası, II. Abdülhamid döneminde müneccimbaşılık yapmış olan Mustafa Asım Bey'dir. Annesini küçük yaşında yitirince çocukluğunu dedesi Abdüllâtif Paşa'nın yanında, Rumeli ve Anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçirdi. Bu yüzden özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşlarında İstanbul'a babasının yanına döndü.<br />
<br />
1863 yılında Babıali Tercüme Odası'na kâtip olarak girdi. Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünürve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. 1865'te kurulan ve daha sonra yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli derneğe katıldı. Bir yandan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Gazete, Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin görüşleri doğrultusunda yaptığı yayın sonucu 1867'de kapatıldı. Namık Kemal de İstanbul'dan uzaklaştırılmak için Erzurum'a vali muavini olarak atandı. Bu göreve gitmeyi çeşitli engeller çıkarıp erteledi ve Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı üzerine Ziya Paşa'yla birlikte Paris'e kaçtı. Bir süre sonra Londra'ya geçerek M. Fazıl Paşa'nın maddi desteğiyle Ali Suavi'nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı Muhbir gazetesinde yazmaya başladı. Ama Ali Suavi'yle anlaşamaması üzerine Muhbir'den ayrıldı. 1868'de gene M. Fazıl Paşa'nın desteğiyle Hürriyet adı altında başka bir gazete çıkardı. Çeşitli anlaşmazlıklar sonucu, Avrupa'da desteksiz kalınca, 1870'te zaptiye nazırı Hüsnü Paşa'nın çağrısı üzerine İstanbul'a döndü. Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872'de İbret gazetesini kiraladı. Aynı yıl burada çıkan bir yazısı üzerine gazete hükümetçe dört ay süreyle kapatıldı. Gelibolu mutasarrıflığına atandı. Orada yazmaya başladığı Vatan Yahut Silistire oyunu, 1873'te Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelendiğinde halkı coşturup olaylara neden oldu. Bu haberi İbret gazetesinin yazması üzerine o sırada İstanbul'a dönmüş olan Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa'ya sürgüne gönderildi. 1876'da I. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanuni Esasi'yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev aldı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca II. Abdülhamid Han'ın Meclis-i Mebusan'ı kapatması üzerine tutuklandı. Beş ay kadar tutuklu kaldıktan sonra Midilli Adası'na sürüldü. 1879'da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884'te Rodos, 1887'de Sakız Adası'na gönderildi. 2 Aralık 1888'de Sakız Adası'nda öldü. Gelibolu Bolayır'da gömüldü.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nazım Hikmet Biyografi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-nazim-hikmet-biyografi.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 09:23:59 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-nazim-hikmet-biyografi.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/247.jpg" alt="[Resim: 247.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nazım Hikmet Ran ( 1902)- (03.06.1963) şair, yazar</span><br />
<br />
<br />
1902 yılında Selanik'te doğdu. İlköğrenimini İstanbul'da Göztepe Taşmektep, Galatasaray Lisesi ilk bölümü (1914) ve Nişantaşı Numune Mektebi'nde tamamladı. Orta öğrenimi Heybeliada Bahriye Mektebi'nda yaptı (1918). Bahriye'yi bitirdikten sonra, Hamidiye Kruvazörü'ne stajyer güverte subayı olarak verildi. Bir gece nöbetinde üşütüp zatülcem oldu (1919). Sağlığını kazanamayınca, askerlikten çürüğe çıkarıldı (1920).<br />
<br />
Millî Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçti. Bolu Lisesi'nde kısa bir süre öğretmenlik yaptı (1921). Rus devrimiyle ilgilendi. Bir süre sonra Batum'dan Moskova'ya gitti. Doğu Üniversitesi'nde ekonomi ve toplumbilim okudu (1922-1924). Yurda dönüşünden sonra Aydınlık dergisine katıldı. Burada çıkan şiirlerinden ötürü, hakkında mahkumiyet kararı verildiğini öğrenince, yeniden Rusya'ya kaçtı. Af çıkması üzerine Türkiye'ye döndü ve bir süre Hopa Cezaevinde tutuklu kaldı (1928).<br />
<br />
Daha sonra İstanbul'a yerleşti. Çeşitli gazetelerde ve film stüdyolarında çalıştı. İlk şiir kitaplarını çıkardı ve oyunlarını yazdı (1928-1932). Bir ara yine tutuklandı. Cumhuriyet'in 10. yılı dolayısıyla çıkarılan af yasası ile serbest bırakıldı. [ ARGO ]şam, Son Posta ve Tan gazetelerinde Orhan Selim takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yaptı (1933).<br />
<br />
Kara Harp Okulu öğrencileri arasında propaganda yaptığı iddiasıyla yargılandı. Harp Okulu, Askeri Mahkemesi'nce 15 yıl, ardından Donanma içinde faaliyette bulunduğu iddiasıyla da Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nce 20 yıl olmak üzere toplam 35 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezası Türk Ceza Kanunu'nun 68 ve 77 maddeleri uyarınca, 28 yıl dört aya indirildi (1938).<br />
<br />
Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra çıkarılan af yasası (1950) kapsamına alınması için açılan büyük bir kampanya başlatıldı. Bu arada hapishanede açlık grevine başladı. Sonunda geri kalan cezası affedildi.<br />
<br />
Serbest bırakıldıktan sonra hakkında askerlik kararı alındı. 50 yaşında, çok zor durumda kaldı. Kız kardeşinin kocası Refik Erduran'ın yardımıyla bir motorla Karadeniz'de seyreden Romanya bandıralı bir gemiye binerek, Türkiye'den kaçtı. Bundan sonraki hayatı, baskı altında ve zorunlu sovyet propogandası yapmakla geçmiştir. 3 Haziran 1963 tarihinde Moskova'da öldü.<br />
<br />
YAZI HAYATI<br />
Nâzım Hikmet, hece vezniyle yazdığı ilk şiirlerini Yeni Mecmua, İnci, Ümit ve Celal Sahir (Erozan)'ın çıkardığı Birinci Kitap, İkinci Kitap vb. dergilerinde yayımladı. "Bir Dakika" adlı şiiriyle, Alemdar gazetesinin açtığı yarışmada, birincilik kazandı (1920). Daha sonra Aydınlık, Resimli Ay, Hareket, Resimli Herşey, Her Ay gibi dergilerde yazdı. Cezaevine girdikten sonra, yıllarca yayın yapamadı. Ancak, 1940'lı yıllarda, Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yürüyüş, Yığın, Baştan, Barış gibi dergilerde İbrahim Sabri, Mazhar Lütfi takma adlarıyla ya da imzasız olarak bazı şiirleri çıktı. Kuvâyı Milliye Destanı İzmir'de Havadis gazetesinde tefrika edildi (1949). Destanı, Yön dergisi yayınlayarak (1965) Nâzım Hikmet'i yeniden okurlara ulaştırdı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/247.jpg" alt="[Resim: 247.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nazım Hikmet Ran ( 1902)- (03.06.1963) şair, yazar</span><br />
<br />
<br />
1902 yılında Selanik'te doğdu. İlköğrenimini İstanbul'da Göztepe Taşmektep, Galatasaray Lisesi ilk bölümü (1914) ve Nişantaşı Numune Mektebi'nde tamamladı. Orta öğrenimi Heybeliada Bahriye Mektebi'nda yaptı (1918). Bahriye'yi bitirdikten sonra, Hamidiye Kruvazörü'ne stajyer güverte subayı olarak verildi. Bir gece nöbetinde üşütüp zatülcem oldu (1919). Sağlığını kazanamayınca, askerlikten çürüğe çıkarıldı (1920).<br />
<br />
Millî Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçti. Bolu Lisesi'nde kısa bir süre öğretmenlik yaptı (1921). Rus devrimiyle ilgilendi. Bir süre sonra Batum'dan Moskova'ya gitti. Doğu Üniversitesi'nde ekonomi ve toplumbilim okudu (1922-1924). Yurda dönüşünden sonra Aydınlık dergisine katıldı. Burada çıkan şiirlerinden ötürü, hakkında mahkumiyet kararı verildiğini öğrenince, yeniden Rusya'ya kaçtı. Af çıkması üzerine Türkiye'ye döndü ve bir süre Hopa Cezaevinde tutuklu kaldı (1928).<br />
<br />
Daha sonra İstanbul'a yerleşti. Çeşitli gazetelerde ve film stüdyolarında çalıştı. İlk şiir kitaplarını çıkardı ve oyunlarını yazdı (1928-1932). Bir ara yine tutuklandı. Cumhuriyet'in 10. yılı dolayısıyla çıkarılan af yasası ile serbest bırakıldı. [ ARGO ]şam, Son Posta ve Tan gazetelerinde Orhan Selim takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yaptı (1933).<br />
<br />
Kara Harp Okulu öğrencileri arasında propaganda yaptığı iddiasıyla yargılandı. Harp Okulu, Askeri Mahkemesi'nce 15 yıl, ardından Donanma içinde faaliyette bulunduğu iddiasıyla da Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nce 20 yıl olmak üzere toplam 35 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezası Türk Ceza Kanunu'nun 68 ve 77 maddeleri uyarınca, 28 yıl dört aya indirildi (1938).<br />
<br />
Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra çıkarılan af yasası (1950) kapsamına alınması için açılan büyük bir kampanya başlatıldı. Bu arada hapishanede açlık grevine başladı. Sonunda geri kalan cezası affedildi.<br />
<br />
Serbest bırakıldıktan sonra hakkında askerlik kararı alındı. 50 yaşında, çok zor durumda kaldı. Kız kardeşinin kocası Refik Erduran'ın yardımıyla bir motorla Karadeniz'de seyreden Romanya bandıralı bir gemiye binerek, Türkiye'den kaçtı. Bundan sonraki hayatı, baskı altında ve zorunlu sovyet propogandası yapmakla geçmiştir. 3 Haziran 1963 tarihinde Moskova'da öldü.<br />
<br />
YAZI HAYATI<br />
Nâzım Hikmet, hece vezniyle yazdığı ilk şiirlerini Yeni Mecmua, İnci, Ümit ve Celal Sahir (Erozan)'ın çıkardığı Birinci Kitap, İkinci Kitap vb. dergilerinde yayımladı. "Bir Dakika" adlı şiiriyle, Alemdar gazetesinin açtığı yarışmada, birincilik kazandı (1920). Daha sonra Aydınlık, Resimli Ay, Hareket, Resimli Herşey, Her Ay gibi dergilerde yazdı. Cezaevine girdikten sonra, yıllarca yayın yapamadı. Ancak, 1940'lı yıllarda, Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yürüyüş, Yığın, Baştan, Barış gibi dergilerde İbrahim Sabri, Mazhar Lütfi takma adlarıyla ya da imzasız olarak bazı şiirleri çıktı. Kuvâyı Milliye Destanı İzmir'de Havadis gazetesinde tefrika edildi (1949). Destanı, Yön dergisi yayınlayarak (1965) Nâzım Hikmet'i yeniden okurlara ulaştırdı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek Biyografi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-necip-fazil-kisakurek-biyografi.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 09:23:56 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-necip-fazil-kisakurek-biyografi.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/249.jpg" alt="[Resim: 249.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Necip Fazıl Kısakürek ( 1904)- (25.05.1983)</span><br />
<br />
<br />
1904 yılında İstanbul’da doğdu. Çeşitli okullarda, bu arada Amerikan Koleji'nde okudu. Orta öğrenimini Bahriye Mektebi'nde yaptı(1922). Bu askeri okulda, din derslerini, Aksekili Ahmed Hamdi, tarih derslerini Yahya Kemal'den gördü. Ama asıl anlamda onu etkileyen öğetmen İbrahim Aşkî oldu. İbrahim Aşkî verdiği kitaplarla, onun tasavvufla ilk temasını sağladı.<br />
<br />
Bahriye Mektebi'nin namzet ve harp sınıflarını bitirdi. Darülfünun Felsefe Bölümü'nden mezun oldu (1921-1924). Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile Paris'te gitti (1924-1925). Yurda döndükten sonra Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında memurluk ve müfettişlik gibi görevlerde bulundu (1926-1939). Ankara'da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuvarı ile İstanbul'da Güzel Sanatlar Akademisi'nde dersler verdi (1939-1942). Gençlik yıllarında basınla ilişkiye geçti. Memurlukla ilişkisini kesti. Hayatını yazarlık ve dergicilikten kazanmaya başladı. 25 Mayıs 1983 tarihinde Erenköy'deki evinde vefat etti. Naaşı, Eyüp sırtlarındaki kabristana defnedildi.<br />
<br />
Ödülleri<br />
<br />
Necip Fazıl Sabır Taşı adlı oyunuyla 1947 yılında C.H.P. Piyes Yarışmacı Birincilik Ödülü'nü almıştır. Kısakürek'e doğumunun 75. yıldönümü dolayısıyla Kültür Bakanlığı'nca "Büyük Kültür Armağanı" (25 Mayıs 1980) ve Türk Edebiyatı Vakfı'nca "Türkçenin Yaşayan En Büyük Şairi" ünvanını vermiştir.<br />
<br />
Yazı Hayatı<br />
<br />
Necip Fazıl'ın yayınlanan ilk şiiri Örümcek Ağı adlı kitabına "Bir Mezar Taşı" başlığıyla alacağı "Kitabe" şiiridir ve 1 Temmuz 1923 tarihli Yeni Mecmua'da çıkmıştır. Necip Fazıl hatıralarında "benim de yerim bu el oldu yâhu/ Gençlik bahçesinde sel oldu yâhu" dizeleriyle başlayan bu şiir dolayısıyla Ahmet Haşim'in "Çocuk Bu Sesi nerden buldun sen?" dediğini yazmaktadır. Kısakürek bu tarihten itibaren 1939 yılına kadar Yeni Mecmua, Milli Mecmua, Anadolu, Hayat, Varlık gibi dergilerle Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan şiir ve yazılarıyla ününü genişletmiştir.Necip Fazıl 1925 yılında Paris'ten yurda döndükten sonra, aralıklı şekilde ama uzun sürelerle Ankara'da kalmış, üçüncü gelişinde, bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936 tarihinde Ağaç adlı bir dergi çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Şekip Tunç'un da bulunduğu Ağaç, yeni kapanmış olan Yakup Kadri'nin sahipliğindeki Kadro dergisinin Burhan Belge, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Husrev Tökin gibi yazarlarının savunduğu ve dönemin etellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düşüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemeyi öngörmüştür. Ankara'da altı sayı çıkan Ağaç dergisini Kısakürek daha sonra İstanbul'a nakletmiş, ancak dergi 17'nci sayıda kapanmıştır.Ve Büyük Doğu Necip Fazıl, 1943 yılında bu defa, dini ve siyasi kimliği de olan Büyük Doğu dergisini çıkarmış, 1978 yılına kadar aralıklarla haftalık, günlük ve aylık olarak çıkardığı Büyük Doğu'da iktidarlara cephe almış, yazı ve yayınları yüzünden mahkemelere düşmüş, dergi birçok kez kapatılmıştır. Özellikle İslam medeniyetini ve tarihini savunan Necip Fazıl giderek milletimizin sevdiği bir insan olmuştur. Necip Fazıl 1947 yılında Büyük Doğu'nun toplatılması üzerine ayrıca Borazan diye bir siyasi mizah dergisi de çıkarmıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><img src="http://www.biyografi.net/images/kisi/249.jpg" alt="[Resim: 249.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Necip Fazıl Kısakürek ( 1904)- (25.05.1983)</span><br />
<br />
<br />
1904 yılında İstanbul’da doğdu. Çeşitli okullarda, bu arada Amerikan Koleji'nde okudu. Orta öğrenimini Bahriye Mektebi'nde yaptı(1922). Bu askeri okulda, din derslerini, Aksekili Ahmed Hamdi, tarih derslerini Yahya Kemal'den gördü. Ama asıl anlamda onu etkileyen öğetmen İbrahim Aşkî oldu. İbrahim Aşkî verdiği kitaplarla, onun tasavvufla ilk temasını sağladı.<br />
<br />
Bahriye Mektebi'nin namzet ve harp sınıflarını bitirdi. Darülfünun Felsefe Bölümü'nden mezun oldu (1921-1924). Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile Paris'te gitti (1924-1925). Yurda döndükten sonra Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında memurluk ve müfettişlik gibi görevlerde bulundu (1926-1939). Ankara'da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuvarı ile İstanbul'da Güzel Sanatlar Akademisi'nde dersler verdi (1939-1942). Gençlik yıllarında basınla ilişkiye geçti. Memurlukla ilişkisini kesti. Hayatını yazarlık ve dergicilikten kazanmaya başladı. 25 Mayıs 1983 tarihinde Erenköy'deki evinde vefat etti. Naaşı, Eyüp sırtlarındaki kabristana defnedildi.<br />
<br />
Ödülleri<br />
<br />
Necip Fazıl Sabır Taşı adlı oyunuyla 1947 yılında C.H.P. Piyes Yarışmacı Birincilik Ödülü'nü almıştır. Kısakürek'e doğumunun 75. yıldönümü dolayısıyla Kültür Bakanlığı'nca "Büyük Kültür Armağanı" (25 Mayıs 1980) ve Türk Edebiyatı Vakfı'nca "Türkçenin Yaşayan En Büyük Şairi" ünvanını vermiştir.<br />
<br />
Yazı Hayatı<br />
<br />
Necip Fazıl'ın yayınlanan ilk şiiri Örümcek Ağı adlı kitabına "Bir Mezar Taşı" başlığıyla alacağı "Kitabe" şiiridir ve 1 Temmuz 1923 tarihli Yeni Mecmua'da çıkmıştır. Necip Fazıl hatıralarında "benim de yerim bu el oldu yâhu/ Gençlik bahçesinde sel oldu yâhu" dizeleriyle başlayan bu şiir dolayısıyla Ahmet Haşim'in "Çocuk Bu Sesi nerden buldun sen?" dediğini yazmaktadır. Kısakürek bu tarihten itibaren 1939 yılına kadar Yeni Mecmua, Milli Mecmua, Anadolu, Hayat, Varlık gibi dergilerle Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan şiir ve yazılarıyla ününü genişletmiştir.Necip Fazıl 1925 yılında Paris'ten yurda döndükten sonra, aralıklı şekilde ama uzun sürelerle Ankara'da kalmış, üçüncü gelişinde, bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936 tarihinde Ağaç adlı bir dergi çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Şekip Tunç'un da bulunduğu Ağaç, yeni kapanmış olan Yakup Kadri'nin sahipliğindeki Kadro dergisinin Burhan Belge, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Husrev Tökin gibi yazarlarının savunduğu ve dönemin etellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düşüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemeyi öngörmüştür. Ankara'da altı sayı çıkan Ağaç dergisini Kısakürek daha sonra İstanbul'a nakletmiş, ancak dergi 17'nci sayıda kapanmıştır.Ve Büyük Doğu Necip Fazıl, 1943 yılında bu defa, dini ve siyasi kimliği de olan Büyük Doğu dergisini çıkarmış, 1978 yılına kadar aralıklarla haftalık, günlük ve aylık olarak çıkardığı Büyük Doğu'da iktidarlara cephe almış, yazı ve yayınları yüzünden mahkemelere düşmüş, dergi birçok kez kapatılmıştır. Özellikle İslam medeniyetini ve tarihini savunan Necip Fazıl giderek milletimizin sevdiği bir insan olmuştur. Necip Fazıl 1947 yılında Büyük Doğu'nun toplatılması üzerine ayrıca Borazan diye bir siyasi mizah dergisi de çıkarmıştır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Carlos Santana  Biyografi]]></title>
			<link>https://www.warrocktube.com/konu-carlos-santana-biyografi.html</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2012 09:08:13 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">https://www.warrocktube.com/konu-carlos-santana-biyografi.html</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://bit.ly/c25MCx" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://c1205.hizliresim.com/x/l/632nc.jpg" alt="[Resim: 632nc.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
20 temmuz 1947 de Tijuana (Meksika) da doğan Ünlü meksikalı gitar virtiözü. Büyük müzisyenin babası Jose Santana da bir Mariachi müzisyenidir. Çocukluğunda keman çalan santana ondan haz alamayınca gitarı denemiştir. Daha 12-14 yaşlarında klüp türü yerlerde müzik yapmaya başlar. İlk grubu olan "Santana blues band" tamamiyle jazz ve blues tarzı müzikler yapar. B.b.king gibi büyük müzisyenlerden etkilenir. <br />
<br />
Kertenkele hareketlerini andıran bir stille çalar gitarı. Sayısı 35'e yaklaşan stüdyo albümü ve iki katı kadar da volume, best of tarzı toplama kasetleri ve videolarıyla erişilmesi güç bir rekorun da sahibi aynı zamanda. Ülkemize iki kere konsere gelmiş bulunmaktadır. <br />
<br />
Kendi adını taşıyan ilk albümünü 1969 da çıkarmıştır. Aldığı en büyük ödül "Rock and roll hall of fame"*. 99'da piyasaya çıkan geri dönüş albümü "Süpernatural" 9 grammy ödülü kazandırmıştır. Albüm 24.000.000 kopya satmıştır. En son çıkan albümü ise "Shaman" ismini taşıyor. İnsanları gitarıyla büyüleyen gitaristin eşinin ismi Deborah Santana, çocukları ise Salvador Stella ve Angelica'dır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://bit.ly/c25MCx" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://c1205.hizliresim.com/x/l/632nc.jpg" alt="[Resim: 632nc.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
20 temmuz 1947 de Tijuana (Meksika) da doğan Ünlü meksikalı gitar virtiözü. Büyük müzisyenin babası Jose Santana da bir Mariachi müzisyenidir. Çocukluğunda keman çalan santana ondan haz alamayınca gitarı denemiştir. Daha 12-14 yaşlarında klüp türü yerlerde müzik yapmaya başlar. İlk grubu olan "Santana blues band" tamamiyle jazz ve blues tarzı müzikler yapar. B.b.king gibi büyük müzisyenlerden etkilenir. <br />
<br />
Kertenkele hareketlerini andıran bir stille çalar gitarı. Sayısı 35'e yaklaşan stüdyo albümü ve iki katı kadar da volume, best of tarzı toplama kasetleri ve videolarıyla erişilmesi güç bir rekorun da sahibi aynı zamanda. Ülkemize iki kere konsere gelmiş bulunmaktadır. <br />
<br />
Kendi adını taşıyan ilk albümünü 1969 da çıkarmıştır. Aldığı en büyük ödül "Rock and roll hall of fame"*. 99'da piyasaya çıkan geri dönüş albümü "Süpernatural" 9 grammy ödülü kazandırmıştır. Albüm 24.000.000 kopya satmıştır. En son çıkan albümü ise "Shaman" ismini taşıyor. İnsanları gitarıyla büyüleyen gitaristin eşinin ismi Deborah Santana, çocukları ise Salvador Stella ve Angelica'dır.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>